| İCATLAR ve BULUŞLAR TARİHİ MİLATTAN ÖNCE " 4241 Mısır ilk hassas takvim yapıldı " 3200 Tekerleğin ilk kez Mezopotamyada ve orta Avrupada kullanıldığı varsayılır. " 3200 Mezopotamya Sümerler yazıyı kullanan ilk halktır " 3000 Mısır Hiyeroglif denen yazı sistemi bulundu " 3000 Babilde ilk ilk toplama makinesi kullanıldı " 1300 Suriye Ugaritde ilk alfabe kullanılmıştır. " 700 Lidya ( Türkiye) ilk para sikkesi kullanıldı " 540 Miletli (Batı Anadoluda liman kenti) THALES geometri okulunu kurdu ve kendi teoremini geliştirdi " 450 Herodotot dünya haritası çizdi " 200 Yunan ARKHİMEDES kaldıraç kanunlarını keşfetti " 10 Roma mimar Vitrivius tarafından ilk kaldırma vinci tasarlandı MİLATTAN SONRA " 999 Bir keşiş tarafından ilk mekanik saat icat edildi " 1000~Türk gök bilimci BİRUNİ 13 000 sayfalık araştırmalarını yayımladı " 1010~Türk İbn SİNA 270 kitaplık araştırmalarını yayımladı " 1020~Irak İbn-ül HEYSEM Optik konusunda ayrıntılı araştırmalar kitabını yayımladı " 1045 Çin Pi CHENG portatif matbaa harflerini keşfetti " 1280 İtalyan ARMATİ gözlüğü ict etti (kontak lens üzerindeki ilk çalışmalar ise Leanardo da Vinci tarafından yapılmıştır) " 1453 Polonyalı Keşiş Nicolas KOPERNICUS Dünya ve güneş sistemi kuramını ortaya attı " 1521 Türk Piri REİS Kitab-ı Bahriye adını verdiği gerçeğe en yakın Dünya haritasını yayınladı " 1528 Türk PİRİ Reis ikinci haritasını yaptı " 1592 İtalyan GALİLEO 30 kez büyüten teleskopu yaptı (daha önce Hollandalı gözlükçü Hans Lippershey ilk teleskopu bulmuştu) " 1614 İskoçyalı John NAPİER Logaritma cetvelini ict etti " 1618 Alman Johannes KEPLER Güneş sisteminin yasalarını keşfetti " 1642 Fransız matematikçi Blaise PASCAL ilk toplama makinesini icat etti " 1643 İtalyan Evangelista TORİCELLİ cıvalı barometreyi buldu " 1666 Pariste Kraliyet Bilimler akademisi kuruldu " 1687 İngiliz İsac NEWTON evrensel çekim yasalarını keşfetti. " 1492 İspanyol Kristof KOLOMB Amerikaya ayak bastı " 1507 İtalyan Amerigo VESPUCCİ Amerikanın yeni kıta olduğunu kanıtlar " 1630~Türk Hazarfen Ahmet çelebi yaptığı kanatlarla ilk kez uçmayı başaran adam oldu " 1680~Türk Lagari Hasan çelebi aya gitme denemesini yaptı " 1698 İngiliz Thomas SAVERY ilk buharlı makineyi yaptı " 1704 İngiliz NEWTON Optik adlı kitabını yayımladı " 1742 İsveç Anders CELSİUS sıcaklık ölçümleri için standart geliştirdi " 1763~Fransız Claude CHAPPE uzaktan yazma anlamına gelen Telgrafı icat etti " 1777 İngiliz James WATT uzun süreli çalışan buharlı makineyi yaptı " 1778 Fransız Joseph BRAMAH ilk modern tuvaleti tasarladı ve patentini aldı " 1783 Fransız MONTGOLFİER kardeşler ilk uçan balonla yolculuk yaptılar " 1783 Fransız Louis LENORAD ilk paraşütü tasarladı " 1789 Fransız Antoine LAVOISIER Oksijeni ve kimyasal adlandırma tablosunu yayımladı " 1796 Edvard JENNER çiçek aşısını buldu " 1799 İtalyan Alessandro VOLTA ilk elektrik bataryasını yaptı " 1800~Fransız Dominique LARREY ilk ambulans fikrini ortaya atmıştır. " 1804 İngiliz Richard TREVİTHİCK ray üzerinde 16 Km hızla giden ilk lokomotifi icat etti " 1816 İngiliz George MANBY yangın söndürücü bir tüp tasarladı " 1816 Fransız Rene LAENNEC ilk tıpta kullanılan stetoskobu ict etti " 1820 Danimarkalı Hans OERSTED elektromanyetik akımı keşfetti " 1826 Fransız Joseph NIEPCE ilk fotoğraf çekimini başardı " 1830 Fransız terzi Berthelemy THIMONNIER ilk dikiş makinesini yaptı (bu tip makineleri üretip satan ilk kişi Isac SINGER dir) " 1831 İngiliz Michael FARADAY elektromanyetik kuramları keşfetti " 1836 ABD Samuel COLD kendi adını verdiği tabancayı tasarladı " 1837 İngiliz COOKE ve WHEATSTONE ilk elektrikli telgrafı icat ettiler " 1843 ABD Samuel MORS kendi adını verdiği bir telgraf kodu tasarladı " 1846 ABD dişçi William ORTON ik kez ameliyatında uyuşturma ve ağrıyı azaltmak için eteri kullandı " 1849 ABD Walter HUNT ilk modern çengelli iğneyi tasarladı ve patentini aldı " 1852 ABD Elisha OTİS ilk Asansörü icat etti " 1853 Fransız Charles PRAVAZ ilk deri altı şırıngasını tasarladı " 1853 İtalyan Linus YALE kendi adıyla anılan pimli kapı anahtarını icat etti " 1855 İskoç James MAXWELL Faraday kanunlarını matematiksel olarak kanıtladı ve kendi kuramını yazdı " 1859 İngiliz Charles DARWIN Türlerin köke... |
| Dökümanı bilgisayarınıza indirmek için buraya tıklayınız. |
-
Kolesterol yaşam için gerekli olan mum kıvamında yağımsı bir maddedir. Kolesterol beyin, sinirler, kalp, bağırsaklar, kaslar, karaciğer başta olmak üzere tüm vücutta yaygın olarak bulunur. Vücut kolesterolü kullanarak hormon (kortizon, seks hormonu....), D vitamini ve yağları sindiren safra asitlerini üretir. Bu işlemler için kanda çok az miktarda kolesterol bulunması yeterlidir. Eğer kanda fazla miktarda kolesterol varsa bu kan damarlarında birikir ve kan damarlarının sertleşmesine, daralmasına (arteriyoskleroz) yol açar. Arteriyosklerozda damar duvarında biriken tek madde kolesterol değildir; akyuvarlar, kan pıhtısı, kalsiyum... gibi maddeler de birikir. Kolesterol nedir? İyi kolesterol-Kötü kolesterol Yüksek kolesterol nedir? Kan trigliserid ölçümüne göre sınıflandırma < 200 mg/dl ----> Normal Kanda kolesterolün yüksek olması bir yağ metabolizması bozukluğudur. Yağ metabolizması bozukluğundan şüphe edilen bir hastada yapılması gereken kan alınarak öncelikle kolesterol, LDL-kolesterol, HDL kolesterol ve trigliserid düzeyi ölçülmesidir. Tedaviye karar vermeden önce bu değerler en az 2 kere ölçülmelidir.Tedavi düzenlenirken öncelikle LDL-kolesterol düzeyleri temel alınmalıdır. Kolesterol niye yükselir? gibi faktörler kolesterolü ve kötü huylu kolesterolü yükseltir.Düzenli egzersiz iyi huylu kolesterolü yükseltir ve kötü huylu kolesterolü azaltır.60-65 yaşa kadar yaşla birlikte kolesterol düzeyi artar. Kadınlarda menopozdan sonra kolesterol düzeyi artar. Kolesterol yükselmesine yol açan hastalıklar Kolesterolün önemi nedir? Kardiyovasküler Risk Faktörleri Hipertansiyon, her yaş, cins, ırk için önemli bir kardiyovasküler risk faktörüdür ve hem büyük hem küçük tansiyonun yükseldikçe kardiyovasküler risk artmaktadır. Hipertansiyon tedavisi ile kardiyovasküler risk azalmaktadır. Lipid (yağ) metabolizması bozuklukları, majör ve düzeltilebilir kardiyovasküler risk faktörlerinden birisidir. Yapılan tüm büyük çalışmalarda serum kolesterol düzeyi ile kardiyovasküler risk arasındaki ilişki gösterilmiştir. HDL-kolesterolün düşüklüğü de bir kardiyovasküler risk faktörüdür. Diyetin kolesterol içeriği ile kardiyovasküler risk arasında da doğrudan ilişki vardır. Şişmanlık ile koroner arter hastalığı arasındaki ilişki birçok çalışmada gösterilmiştir. Ancak şişman hastalarda, hipertansiyon, fiziksel aktivite azlığı, diyabetes mellitus (şeker hastalığı) ve lipid metabolizması gibi diğer kardiyovasküler risk faktörlerine da daha sık rastlanır ve bu kardiyovasküler risk faktörler, şişmanlığın bağımsız etkisini maskeleyebilir. Günümüzde şişmanlık tanım ve sınıflandırmasında beden kitle indeksi kullanılmaktadır.Beden kitle indeksi=Beden ağırlığı(kg)/Boy(m)2 formülü ile hesaplanır.Örneğin vücut ağırlığı 85 kg, boyu 1.74 m olan bir insanda;Beden kitle indeksi=85/1.74x1.74=28 dir.Beden kitle indeksine göre kilo durumu aşağıda özetlenmiştir.<18.5 Zayıf18.5-24.9 Normal (sağlıklı)25-29.9 Fazla kilolu (gürbüz)30-39.9 Şişman>40 Tehlikeli şişmanYukarıdaki örnekteki kişi gürbüzdür. Yetersiz egzersiz kardiyovasküler riski arttırır. Öte yandan sedanter yaşam, kan şekeri, kolesterol ve kan basıncı kontrolunu zorlaştırır. Düzenli egzersiz yapanlarda, koroner arter hastalığı riski de azalır. Diyabetes mellitus (şeker hastalığı) iyi bilinen bir kardiyovasküler risk faktörüdür. Ayrıca diyabetik hastalarda lipid (yağ) metabolizmasi bozuklukları, hipertansiyon, şişmanlık gibi diğer kardiyovasküler risk faktörleri de sıktır. Sigara, koroner arter hastalığı sıklığını arttırdığı gibi diğer kardiyovasküler risk faktörlerinin etkisini de arttırır. Sigara içimi, Türkiye'deki en önemli sağlık problemlerinden birisidir ve ne yazık ki kullanımı giderek yaygınlaşmaktadır. Sigaranın bırakılması ile koroner arter hastalığı riski azalır ve bu azalma 12 ay sonra en belirgin hale gelir. Tip A kişiliğine sahip kişiler, mükemmeliyetçi, obsesif, hırslı ve gergin bir özellik sergilerler. Yüksek kolesterolün vücuda verdiği zararlar Kolesterol-yüksek tansiyon ilişkisi Yazar: Prof. Dr. Tekin Akpolat
Kolesterol yaşam için gerekli olan mum kıvamında yağımsı bir maddedir. Kolesterol beyin, sinirler, kalp, bağırsaklar, kaslar, karaciğer başta olmak üzere tüm vücutta yaygın olarak bulunur. Vücut kolesterolü kullanarak hormon (kortizon, seks hormonu....), D vitamini ve yağları sindiren safra asitlerini üretir. Bu işlemler için kanda çok az miktarda kolesterol bulunması yeterlidir. Eğer kanda fazla miktarda kolesterol varsa bu kan damarlarında birikir ve kan damarlarının sertleşmesine, daralmasına (arteriyoskleroz) yol açar. Arteriyosklerozda damar duvarında biriken tek madde kolesterol değildir; akyuvarlar, kan pıhtısı, kalsiyum... gibi maddeler de birikir. Toplumda arteriyoskleroz için damar sertliği, damar kireçlenmesi gibi ifadeler de kullanılmaktadır.Damarlar tüm vücutta yaygın olarak bulunur ve kalp, beyin, böbrek... gibi organlara kan taşıyarak bu organların görev yapmasını sağlar. Kolesterol hangi organın damarında birikirse o organa ait hastalıklar ortaya çıkar. Örneğin; kalbi besleyen atardamarlarda (koroner arterler) kolesterol birikimi olursa göğüs ağrısı, kalp krizi gibi sorunlar oluşur. Böbrek damarlarında kolesterol birikimi yüksek tansiyon ve böbrek yetmezliğine yol açabilir.
Kolesterol, yağımsı bir maddedir. Normal koşullarda, yağ suyun içinde çözünmez. Kolesterol de su özelliklerini taşıyan kanda normal koşullarda çözünmez. Kolesterol, kanda çözünmesi ve taşınması için karaciğerde bir protein ile birleştirilir (paket edilir). Bu kolesterol ile protein birleşimine lipoprotein adı verilir. Değişik tipte lipoproteinler vardır:1.LDL (low density lipoprotein, düşük yoğunluklu lipoprotein): Kötü huylu kolesteroldür.2.HDL (high density lipoprotein, yüksek yoğunluklu lipoprotein): İyi huylu kolesteroldür.HDL ve LDL kolesterolden başka lipoproteinler de vardır.
Yağ metabolizması bozukluğu olan hastaların yaptırdığı diğer bir kan incelemesi de trigliserid ölçümüdür. Trigliserid de kolesterol gibi kanda çözünen bir yağdır. Kan trigliserid düzeyi ile arteriyoskleroz arasındaki ilişki kolesterol kadar belirgin değildir.
Kanda kolesterol ve LDL-kolesterolün yüksek olması hasta için risk taşır. HDL-kolesterolün düşük olması da bir risktir.
20 yaşın üzerinde Kan kolesterol düzeyi
200 mg/dl'nin altı istenilen düzeydir.
200-239 mg/dl arası sınırda yüksek tir.
240 mg/dl'nin üstü ise yüksektir.
Kan LDL-kolesterol düzeyi
130 mg/dl'nin altı istenilen düzeydir.
130-159 mg/dl arası sınırda yüksek tir. Kan HDL-kolesterol düzeyi
35 mg/dl'nin altı düşüktür.
Kanda Kolesterol >200 mg/dl
veya LDL-kolesterol>130 mg/dl
veya HDL-kolesterol <35 mg/dl İSE >RİSK FAZLADIR
HDL-kolesterol yükseldikçe risk azalır. Ortalama HDL-kolesterol düzeyi kadında 55 mg/dl ve erkekte 45 mg/dl dir yani kadınlar bu yönden daha şanslıdır.
200-400 mg/dl ----> Sınırda yüksek
400-1000 mg/dl ----> Yüksek
> 1000 mg/dl ----> Çok yüksek
Kanda kolesterol düzeyini etkileyen çok sayıda faktör vardır. Bu faktörlerin bazıları önlenebilir niteliktedir. Bunlardan bazıları:
1.Kalıtımsal Faktörler
2.Gıdalar
3.Şişmanlık
4.Stres
Bazı hastalıklarda kolesterol düzeyi yükselir. Bu hastalıkları ikiye ayırarak incelemek mümkündür:
1.Kalıtsal yağ metabolizması hastalıkları
A.Hipotiroidi: Tiroid bezinin yetersiz çalışması.
B.Karaciğer hastalıkları
C.Nefrit: Böbreğin mikrobik olmayan iltihabi hastalıkları
D.Şeker hastalığı
E.Şişmanlık
F.Bazı ilaçlar
2.Diğer hastalıklar
Kalp ve damar hastalıkları Türkiye'de ve diğer ülkelerde ölüm ve kalıcı sakatlıklara yol açan yaygın sorunlardır. Türkiye de 6 milyon kişide kan kolesterol düzeyi sınırda yüksek (200-239 mg/dl) ve 2 milyon kişide yüksektir (240 mg/dl). Gelişmiş ülkelerde ölüm nedenleri arasında kalp ve damar hastalıkları ilk sıradadır ve yüksek kolesterol, yüksek tansiyon, şişmanlık gibi sorunların düzeltilmesi ile bu ölümler önlenebilir veya geciktirilebilir. Bu nedenle Dünya Sağlık Örgütü kalp ve damar hastalıklarını 1 numaralı insanlık düşmanı ilan etmiştir.Kalp ve damar hastalıklarını kolaylaştıran faktörlere kardiyovasküler risk faktörleri adı verilir. Kanda kolesterol ve LDL-kolesterolün yüksek olması hasta için risktir ve kolesterol yüksekliği bir kardiyovasküler risk faktörüdür. HDL-kolesterolün düşük olması da bir risktir. Bu riske sahip hastalarda kalp krizi, felç, damar tıkanması, böbrek yetmezliği gibi hastalıkların ortaya çıkma olasılığı daha fazladır.
Kolesterolü yüksek hastalarda, kardiyovasküler risk faktörlerinin değerlendirilmesi ve mümkünse değiştirilmesi, tedavinin temel noktalarından birisidir. Kolesterolü yüksek hastalarda, kolesterol yüksekliği dışındaki kardiyovasküler risk faktörlerine de sık rastlanır ve bu kardiyovasküler risk faktörlerinin düzeltilmesi ile kardiyovasküler kalıcı hasar ve ölüm riski kesin olarak azaltılır. Aşağıda kardiyovasküler risk faktörleri özetlenmiştir:
Hipertansiyon
Lipid (yağ) metabolizması bozukluğu, Kolesterol yüksekliği
Sigara Diyabetes mellitus (şeker hastalığı)
Şişmanlık
Fiziksel aktivite azlığı ve sedanter yaşam
Yüksek hematokrit (kanda çok fazla hücre bulunması)
Artmış trombojenik faktörler (kanı pıhtılaştıran faktörler )
İleri yaş
Erkek cinsiyet
Aile öyküsü
Tip A kişilik yapısı (mükemmeliyetçi, obsesif hırslı ve gergin kişilik)
Östrojen eksikliği
Alkol yoksunluğu (alkol bağımlılığı)
Fibrinojen yüksekliği
Ürik asit yüksekliği
Lipoprotein (a)
Belirgin beyin, kalp, böbrek veya damar hastalığı
Kanda aşırı miktarda bulunan kolesterol yavaş yavaş (yıllar içinde) damar duvarında birikir. Bu birikim sonucu o damarda daralma, tıkanma ortaya çıkar. Bu durum bir su borusunda pisliklerin birikmesine benzetilebilir. Kolesterol hangi damarda birikmişse o damarla ilişkili sorunlar ve hastalıklar ortaya çıkar.Kolesterol yüksekliğinde belirti ve bulgular çoğu zaman ani kolesterol yükselmesine bağlı değildir, uzun süreli kolesterol yüksekliğinin damar duvarında kolesterol birikmesine yol açmasının sonucudur. Yani kolesterolünüz şu andaki değerinin 2-3 katına yükselse ve 3-4 saat yüksek kalsa size bir zararı olmaz. Asıl sorun sizde daha önce uzun süreli kolesterol yüksekliği olmasıdır.Kalbi besleyen damarlarda (koroner arter) kolesterol birikimi bu damarlarda tıkanma ve daralmanın sonucu göğüs ağrısı, kalp krizi ve kalp yetmezliği gibi sorunlara neden olur. Bunların sonucu hasta koroner by pass ameliyatı (cerrahi olarak darlığın ortadan kaldırılması) veya anjiyoplasti (balonla daralmış koroner arterin genişletilmesi) işlemine ihtiyaç duyabilir.Beyini besleyen boyun damarlarında kolesterol birikimi olması felçlere, konuşma bozukluklarına, dengesiz yürümeye, bilinç kaybına yol açar.Böbrek damarlarında kolesterol birikimi yüksek tansiyon ve böbrek yetmezliğine yol açabilir.Ana atardamarda (aort) kolesterol birikimi de tehlikelidir. Buradan kopan kolesterol birikintileri daha küçük damarları tıkayarak çok değişik sorunlara yol açabilirler: Bağırsağı besleyen damarları tıkayarak bağırsak ölümüne, göz damarlarını tıkayarak körlüğe, bacak damarlarını tıkayarak gangrene... yol açabilirler.
Kolesterol yüksekliğine bağlı sorunlar ortaya çıktığı zaman hasta geç kalmış olabilir; bu nedenle kolesterol yüksekliğini önlemek, yükselmişse düşürmek çok önemlidir.
Kolesterol ve yüksek tansiyon arasında doğrudan bir ilişki yoktur. Yani kolesterol yüksekliği yüksek tansiyona, yüksek tansiyon kolesterol yüksekliğine yol açmaz. Ancak ikisinin hedefi ve zarar verdiği organ aynıdır: Kan damarları. Yüksek tansiyon kan damarındaki basıncı yükselterek aşınma, yırtılmalara neden olur. Bu durum su borusu içindeki basıncın artmasına bağlı sorunlara benzetilebilir. Yüksek kolesterol de damar duvarında kolesterol birikimine yol açarak damarlarda daralma, tıkanmalara yol açar. Yüksek tansiyon ve kolesterol yüksekliği kan damarına diğerinin verdiği zararın şiddetini arttırır ve ortaya çıkmasını çabuklaştırır. Bu nedenle hem kolesterol yüksekliği hem de yüksek tansiyon tedavi edilmelidir.
Kutuplar Arktika ve Antarktika Karalarda buzdan kalın bir zırh ve donmuş toprak, denizlerde buzdağları, çok soğuk ve güneşsiz bir kış. İnsan kutup bölgelerini böyle düşünüyor. Yaşam koşullarının ağırlığı nedeniyle bu bölgeler bugüne değin insanların yıkıcı müdahalesinden kurtulmuş. Kutupların gerek atmosfer, gerekse dünya iklimi üstündeki düzenleyici etkileri ise tartışılmıyor bile. Kutup buzlarındaki bir erimenin yeryüzü çapında iklim değişikliklerine yol açacağı, bunun da tüm insanlık için çok kötü sonuçlar vereceği biliniyor. Dev Bir Buzdolabı Kuzey Kutup Bölgesi - Arktika Burada en sıcak ayda bile deniz suyu sıcaklığı +10° C’nin üstüne çıkmaz. Arktik kara ve deniz iklimlerinin egemen olduğu bölgede yağış azdır, yılda 100 mm ile 500 mm arasında değişir. Kuru rüzgarlar ve sis, düşük sıcaklık (Grönland’da şubat ortalaması -40° C), sıcaklığın mevsimlere göre büyük değişkenlik göstermesi (+15° C ile -40° C) bu bölgenin iklim özellikleri arasındadır. 23 Eylül ile 21 Mart arasında Güneş’in hiç doğmadığı kış kutup gecesi, yılın geri kalan bölümünde ise, hiç batmadığı kutup gündüzü yaşanır. Sıcaklığın çok düşük olmasına karşın, kutup bölgelerinin de en az tropik bölgeler kadar güneş enerjisi aldığı unutulmamalıdır. Kara bitkileri buna, çok hızlı ve karmaşık bir büyüme biçimi benimseyerek uyum sağlamıştır. Denizlerde ise yüksek oksijen ve zengin besin maddesi nedeniyle, bir de 0 derece dolayındaki deniz suyu sıcaklığı fazla değişmediği için plankton ve balık çok boldur. Güneydeki Buz Kaplı Kıta - Antarktika Adı, “Arktika’nın karşısındaki” anlamına gelen Antarktika’yı ortalama 2.000 m kalınlığında büyük bir buz katmanı zırh gibi örter. Bir zamanlar “ulaşılamaz” diye adlandırılan kutup noktasında buzun kalınlığı 4.335 m’yi bulur. Bu buz kütlesi 24 milyon km3’lük hacmi ile yeryüzündeki bütün buzların yüzde 92’sini oluşturmaktadır. Kıyılarından kopan 350-600 m kalınlığındaki buz parçaları günde 1-3 m hızla ilerler ve birbiri üstüne yığılır. Bu tür yüzen yığınlardan biri olan Ross Buzlası 540.000 km’yi bulan alanıyla neredeyse Fransa büyüklüğündedir. Gelgit olayının buzladan kopardığı büyük parçalar yüzerek çevreye dağılır. Bu tür buzdağları arasında 20.000 km2 büyüklüğe ulaşanlar olur. Güney Kutbu’nda yeryüzünün en soğuk ve en fırtınalı iklimi egemendir. Ortalama sıcaklık yaz aylarında -20° C’dir ve bu, güneyden fırtınalar estiğinde -70° C’ye kadar düşebilir. Coğrafi Güney Kutbu noktasında bulunan ABD gözlem istasyonunda yapılmış ölçümlerde sıcaklığın yıllık ortalamasının -50° C olduğu, en sıcak ayda ancak -29° C’ye yükseldiği belirlenmiştir. Yani yeryüzünün bu en büyük buzdolabının sıcaklığı Kuzey Kutbu’ndan ortalama 22 derece daha düşüktür. Bu durum doğal olarak yaşam koşullarını etkilemektedir. Kuzey Kutbu’nda 400’e yakın çiçek açan bitki türü sayılabilirken, Güney Kutbu’nda bir tane bile olmaması bunun bir belirtisidir. Buna karşılık kıtanın kıyılarında ve açık denizlerinde çok sayıda hayvan yaşar. Penguenler, martılar, foklar ve balinalar soğuk, ama besin maddesi açısından zengin Güney Kutbu denizlerindeki planktonları ve balıkları yiyerek yaşamlarını sürdürürler. Göçebe Avcılar ve Toplayıcılar Kuzey Kutup Bölgesi Yerlileri, Amerika’da Eskimolar ve Aleutlar, Avrupa ve Asya’da Laponlar ve Doğu Yaklar’dır. Bunlar avcı ve toplayıcı olarak Taş Çağı’ndakine benzeyen göçebe bir yaşam sürerler. Buradaki yaşama koşullarına en iyi uyum sağlamış olan Eskimolar, aynı zamanda en kuzeye kadar yayılmış olan halktır. Bunlar kayak adı verilen küçük kayıklarıyla en çok fok avlayıp etini yiyecek, derisini ve kürkünü giysi, yağını ısı ve ışık kaynağı olarak kullanırlar. Vitamin gereksinimini, eti pişirmeden yiyerek karşılarlar. (Amerika Yerlileri’ni dilinde Eskimo, çiğ et yiyen demektir) Uygar ülkelerin kutup bölgelerine el atmaları, özellikle Spitzbergen’deki uranyum, titanyum ve kömür, Alaska’daki petrol ve doğal gaz kaynaklarını işletmek istemeleri, doğaya bağlı olarak yaşayan Eskimolar’ın yaşam olanaklarını sınırlamıştır. ABD ve Rusya da Kuzey Kutbu’nu işgal etmiş, yoğun bir sivil ve askeri üsler ağı ile kaplamışlardır. Amerikan atom denizaltısı “Nautilus” ilk kez 1958’de Kuzey Kutbu’nu örten 2-15 m kalınlığındaki buz katmanının altından geçerek bir uçtan ötekine 3.000 km yol almıştır. Kutupların paylaşılmasında her ülkeye, kendi sınırlarının en dış iki noktasından Kuzey Kutup noktasına çizilen iki doğru arasında kalan parçasının verilmesi ilkesi uygulanır.
Yerküremizin kuzey ve güneyindeki buzdan örtüler, bütün değişmez görüntülerine karşın, Dünya’nın 4,5 milyar yıllık yaşamında daha çok kural dışı bir durum oluşturur. Bugünkü bilgilerimize göre yeryüzünde üç büyük soğuk dönemi yaşanmıştır. Bunlardan biri 750, biri de 250 milyon yıl önce yer almıştır; üçüncüsü olan “Büyük Buzul Çağı” ise yaklaşık 2 milyon yıl önce, Pleyistosen Bölüm’de başlamıştır ve günümüzde de sürmektedir. Günümüze en yakın bu jeolojik dönemde buzullar en az dört kez bugün Avrupa, Asya ve Amerika’da ılıman iklim kuşağı içinde oldukları bilinen bölgelere kadar inmiş, aralardaki sıcak dönemlerde de kutuplarla yüksek dağların tepelerinde bugün bulundukları sınırlara, hatta daha da gerilere çekilmiştir. Alman buzul çağı araştırmacısı Albrecht Penck (1858-1945) bu dört buzul katına, ülkesinin güneyinde çalışmalarını sürdürerek onların varlığını kanıtladığı bölgedeki küçük ırmakların adını vermişti: Günz, Mindel, Riss ve Würm.
Kutuplar
Yaklaşık 10.000 yıl önce Würm Buzul Katı’nın sona ermesinden beri yeryüzü yeni bir sıcak dönem yaşamaktadır. Kutuplardaki ve Grönland’daki buz katmanlarına bakılırsa Dünya’nın hala “buzlanmaya yatkın” olduğu söylenebilir. Ama 4,5 milyar yıllık yaşamının büyük bir bölümünü buzsuz geçirdiği anlaşılıyor. O zamanlar sıcak, hatta tropik bir iklim çok daha geniş bir alana yayılıyormuş. Büyük su kütleleri buz olarak karalara bağlı olmadığından, denizlerin düzeyi bugünküne göre 60 m daha yüksekmiş ve karaların önemli bir bölümü suyun altındaymış.
Kutuplar Matematiksel bir belirlemeye göre kutup bölgeleri kutup dönencelerinin altında ve üstünde kalan (ve her biri 21,2 milyon km2 büyüklüğünde olan) yerler olarak tanımlanıyor. Bir adını da Eski Yunanca’da “ayı” anlamına gelen arktos sözcüğünden alan Kuzey Kutup Bölgesi toplam 27 mlyon km2’lik bir alana yayılır. Bunun 9 milyon km’si kara, geri kalanı denizdir.
Kutuplar
Yaşamın denizlerdeki bu zenginliğine karşın, az sayıdaki buzsuz kıyı bölgesinde oldukça sınırlı olduğu gözlenir. Bitki örtüsü tundralara özgü yosunlardan, likenlerden, ardıç ağaçlarından ve cüce akkayınlardan oluşur. Temmiz sıcaklığı 6° C’nin altına düşerse bunlar da yerlerini buz çölüne bırakırlar. Zemin 600 m derinliğe kadar donmuş durumdadır ve yazın ancak yüzeyden 10-200 m arasında bir derinliğe kadar çözülür. Donmuş zeminin altında bulunan çamur katmanı aşağı doğru akar ve her türlü inşaat çalışmasını çok zorlaştırır.
“Güneydeki efsanevi kıta”nın bulunması 200 yıllık bir arayıştan sonra, ancak 1840’ta başarıyla sonuçlanmıştır. Yelkenlisiyle kıyılar boyunca yaklaşık 2.000 km yol alan Charles Wilkes, denizlerden oluşan Kuzey Kutbu’nun tersine, Güney Kutbu’nun olduğu yerde gerçekten büyük bir kıta bulunduğunu kanıtlamıştır. 12,4 milyon km2’lik yüzölçümüyle bu kıta neredeyse Afrika’nın yarısı büyüklüğündedir. Bu bölgenin içinde Güney Shetland, Güney Georgia gibi birkaç takımada da yer alır.
Kutuplar
Kutuplar
Kutuplar
Coğrafi anlamayı hayatın (okul, aile, toplum, iş hayatı) içerisine yerleştirmede öğretim
programlarındaki kazanımlara erişme, kazanımlara erişmede de harita becerisi anahtar rol oynar.
Harita becerisi kuvvetli olan bireyler, kendileri ve toplumları için önemli roller üstlenebilirler.
Çünkü tüm hadiseler bir mekanda gerçekleşmektedir ve mekan hakkında bilgi edinmede iyi
düzeyde harita becerisine sahip olan bireyler daha başarılı olurlar.
Ülkemizde coğrafya öğretiminin temel problemlerinden birisi, öğrencilerin bilgi toplayıp,
analiz etmede ve bilgiyi mekansal olarak sunmada haritaları nasıl kullanacağını bilmemeleridir.
Harita becerisi yeterince gelişmemiş olan bireylerin mekansal algılama düzeyi de istenilen düzeyde
gelişememektedir. Bu makalede, öğrencilerin haritaları daha iyi okuyup, kavramalarına dolayısıyla
yaşadığı yakın çevresi ve küresel ölçekteki mekansal bilgileri daha iyi analiz etmelerine yardımcı
olacağı düşünülen harita becerileri ve bu becerilerin geliştirilmesine yönelik aktivite örneklerine
yer verilmiştir.
Anahtar Kelimeler: Harita, Coğrafya Eğitimi, Coğrafi Beceriler, Harita Becerileri
ABSTRACT
Map skills have a key role in the lives of individuals such as school, family, society and
business. Those having a better map skills may take important roles for themselves and societies.
As all events occur in a space map skills contribute the individuals to be more successful.
One of the basic problems of geography education in our country is the problem of that
being able to know how to use a map in data collection, analysis and presentation in a space.
Those who are not proficient in map skills are not proficient in spatial perception either.
Keywords: Map, Geographic Education, Geographic Skills, Map Skills GİRİŞ
Haritalar coğrafya eğitiminde büyük rol oynarlar. Çünkü bu gereçler;
coğrafyanın özü, coğrafyanın en lüzumlu gereci, coğrafyanın temeli olarak
görülmekte ve bu şekilde tanımlanmaktadır (Gürsoy, 1961).
Coğrafyacılar bilgileri gösterme, şekillendirme, genelleştirme ve de
depolamak için bir çok tekniklere sahiptirler. Ama bunlardan hiç biri, Harvey’e
(1969) göre, “coğrafyacıların kalplerine ve kafalarına ‘harita’lar kadar yakın
değildir.” Hatta Hartshorne (1939) daha da ileri giderek “eğer ele alınan sorun
temelde haritalarla-genellikle birkaç haritanın karşılaştırılmasıyla-incelenemezse,
bu durumda (konunun) coğrafyanın alanı içine girip girmediği kuşkuludur”
demektedir. Sauer (1963) de bu konuda ilginç fikirler ileri sürerek şunları
söylemektedir: “Bana haritalara sürekli ihtiyacı olmayan bir coğrafyacı gösterin,
onun yaşamının en doğru seçimini yapıp yapmadığı hakkındaki kuşkularımı
belirteyim. Haritalar bizim için yasakları kaldırır, hayal gücümüzü arttırır,
dilimizi çözer. Harita, dil engellerinin ötesine hitap eder; çoğu kez de haritanın
coğrafyanın dili olduğu iddia edilir” (Özgüç, 1984:193).
*
Yrd. Doç. Dr., Balıkesir Üniversitesi Necatibey Eğitim Fakültesi
Page 2
Alaattin KIZILÇAOĞLU
342
İlk ve ortaöğretimde coğrafya eğitiminin klasik ders materyalleri arasında
haritalar yer alır (Doğanay vd, 2001). Coğrafya öğreniminin temel amaçları
arasında, haritalardan yararlanmanın öğretilmesi gelir (Şahin, 2003). Haritaların
yorumlanması ve onlardan yararlanılması konusunda, coğrafyacıların başta
geldiğini hatırlatmaya bile gerek yoktur (Doğanay-Zaman, 2002).
Coğrafya, insan-mekan ilişkisinin farklı boyutları üzerinde çalışır. Dünyanın
neresinde olursa olsun insanlar, yaşadıkları mekan hakkında bilgi edinmek
isterler. Yeryüzündeki farklı mekanlar hakkında coğrafi bilgi edinmede en
önemli kaynak haritalardır. Öğrencilerin farklı haritaları okuma becerilerini
kazanmaları mekanların anlaşılması açısından son derece önemlidir.
Haritaları tam anlamıyla kullanmak, coğrafya biliminin öğretilmesinde
önemli bir aşamadır. Coğrafyada haritasız bir anlatım, öğrencilerin konuları
anlamakta güçlük çekmelerine yol açmakta ve ezberciliğe yöneltmektedir. Bu
nedenle haritalar, coğrafya konularının anlayarak öğrenilmesinde büyük rol
oynamaktadır. Coğrafya eğitimi ve öğretiminde, birinci derecede rol oynayan
haritaların okunması kadar hazırlanması da önemlidir. Haritalar ne kadar iyi
hazırlanmışsa, coğrafya o kadar iyi açıklanır. Haritalar ne kadar doğru
kullanılırsa, coğrafya o kadar iyi anlaşılır (Ünlü vd, 2002).
Castner’e göre (1990) öğrenciler, harita hakkında bilgi edinmek ve haritayı
öğrenmek yerine, harita ile öğrenmelilerdir (Taş, 2006:221). Okullarda coğrafya
öğretiminde, haritalardan yararlanmak bir zorunluluktur. Haritalardan yeterince
yararlanabilmek için, öğrencilerin haritalar konusunda bazı temel bilgileri
kavraması gerekir (Doğanay, 1993).
Coğrafyanın bir mekan bilimi oluşu, onun mekan analizinin de iyi
yapılmasını gerektirir. Bu bakımdan haritaların iyi analiz edilmesi gerekir.
Coğrafi fenomenlerin mekansal dağılışı en iyi haritalar ile gösterilebilir.
Haritaların iyi analiz edilebilmesi için şu unsurların iyi bilinmesi gerekir:
Haritanın adı, harita işaretleri, ölçek, yön vs. (Ünlü vd, 2002). Haritaların
öncelikli hedefi mekansal yön tayini yapmaktır. Haritaları kullanabilmek için
öğrencilerin bazı temel fakat soyut kavramları (büyüklük, işaret, ölçek, yön,
lokasyon ve mesafe ölçüleri) öğrenmesi gerekir. Haritalar yeryüzünün soyut
simgeleridir. Haritalar, küçük yaşta ya da gelişim seviyesi düşük olan
öğrencilerde kavramsal problemlere yol açmaktadır. Bazı detaylar (ev, bina, taşıt
vb) haritalar üzerinde gösterilememektedir. Yeryüzünün çeşitli kısımları
gösterilirken, soyut sembollerle küçültülmekte ve dikdörtgen, daire ya da
noktalarla temsil edilmektedir. Modern teknoloji, öğrencilerin haritaları
yorumlamaları gerektiği zaman karşı karşıya kaldıkları kavramsal yükü bir parça
kolaylaştırmasına yardımcı olmaktadır. Öğrencilere harita becerilerinin
geliştirilmesine yönelik temel bir kavrama yeteneği kazandırılmalıdır. Böylece
karşılaştıkları her ortamda onlardan yararlanabilirler (Demirkaya, 2003).
Harita okuma becerisini geliştirmek için neler yapabiliriz? Haritalar gerçek
alandaki bir unsuru bazı teknikler ve sembollerin yardımıyla kâğıt üzerinde
gösterirler. Bu anlamda harita okumak, haritada kullanılan sembollerin gerçek
alanla veya konuyla ilişkisini kurabilmektir. Yeryüzü şekillerinden tutun da
sıcaklık dağılışına kadar mekânla ilişkilendirilen her konu harita üzerine
Page 3
Harita Becerilerine Pedagojik Bir Bakış
343
aktarılabilir. Dolayısıyla pek çok çeşit harita vardır. Öğrencilerin günlük
hayatlarında karşılaşabilecekleri ve kullanabilecekleri haritaları okuyabilmeleri
için haritanın her unsuru ile ilgili özel çalışmalar yapılması gerekir (MEB,
2005b:55).
Coğrafya öğretimindeki problemlerin tespit edilip, bu problemlere çözüm
önerilerinin hazırlanması önemlidir. Bu problemlerden birisi, coğrafya
öğrencilerinin olaylara mekansal bir bakış açısı ile bakamamalarıdır. Mekan
bilimi olan coğrafyada mekansal algılamayı arttıracak en önemli araç haritalardır.
Öğrenci haritayı ne kadar iyi okur ve kavrarsa, yaşadığı yakın çevresi ve küresel
ölçekteki mekansal bilgileri daha iyi okuyup, analiz edecektir (Taş, 2006).
HARİTA BECERİLERİ
Öğrencilerin beceriler geliştirip, bu becerilerle, yayılımları, örgütlenmeleri ve
mekansal düzenleri gözlemleyebilmeleri zaruridir. Öğrencilerden öğrenmeleri
beklenen becerilerin çoğu, coğrafi sorgulama sürecinin parçaları olan araç ve
teknolojilerin kullanımını içerir. Haritalar, coğrafyanın en zaruri aracıdır. Çünkü,
onlar mekanın görselleşmesine yardım ederler (GFL, 1994).
Coğrafi olarak bilgili bir insanın sahip olması gereken coğrafi beceriler,
coğrafya eğitimi için kurulan ortak komitenin hazırladığı ve Amerikan
Coğrafyacıları Kurumu (the Association of American Geographers) ve
Coğrafya Eğitimi için Milli Meclis (The National Council for Geographic
Education) tarafından 1994 yılında yayınlanan Coğrafya Eğitimi için İlkeler: İlk
ve Ortaöğretim Okulları belgesinde ortaya konan (Guidelines for Geographic
Education) beş maddeden oluşmaktadır: 1. Coğrafi sorular sorma, 2. Coğrafi
bilgi edinme, 3. Coğrafi bilgiyi organize etme, 4. Coğrafi bilgiyi analiz etme, 5.
Coğrafi soruları cevaplandırma (GFL, 1994:42).
Yukarıdaki bahsi geçen beş beceri setinin harita becerisi boyutunu dikkate
aldığımızda, haritalar konusunda bilgili bir bireyin sahip olması gereken harita
becerileri beş maddeden oluşmaktadır:
1. Haritalar üzerinde coğrafi sorular sorma
2. Haritalardan coğrafi bilgi edinme
3. Coğrafi bilgiyi organize etmede haritaları kullanma
4. Coğrafi bilgiyi analiz etmede haritaları kullanma
5. Coğrafi soruları cevaplandırmada haritaları kullanma
Haritalar Üzerinde Coğrafi Sorular Sorma
Başarılı bir coğrafya eğitimi, niçin, nerede ve nasıl sorularını sorarak, bu
sorulara cevap vermek için yetenek, istek ve kurgular yapmayı gerektirir.
Öğrenciler haritalar üzerinde coğrafi soruları nasıl soracağını bilip, anlamalıdır.
Ne, Nerededir? Niçin oradadır? Ne ile ilişkisi vardır? Yerinin önemi nedir?
Konumunun sonuçları nelerdir? Bu yer nasıl bir yerdir, neye benzer? Onun
yerinin diğer insanlar, yerler ve doğal yaşam ortamları ile ilişkisi nasıldır? gibi
sorular sorabilmelidir (GFL, 1994:17,42). Öğrencilerin harita üzerinde bu gibi
soruları sorma becerisini geliştirip uygulamaları coğrafya eğitimi açısından
oldukça önemlidir.
Page 4
Alaattin KIZILÇAOĞLU
344
Haritalardan Coğrafi Bilgi Edinme
Coğrafi bilgi, konum (o konumun fiziki ve beşeri özellikleri, coğrafi
aktiviteler ve o yerlerde yaşayan insanların durumları) hakkındaki bilgidir.
Coğrafi soruları cevaplamak için, öğrenciler bir çok değişik kaynaktan, değişik
yollarla bilgi toplayarak işe başlamalıdırlar. Haritaları okuyup, yorumlama
coğrafi bilgi edinmenin en temel yoludur. Öğrenciler, nicel (rakamsal) ve nitel
(anlatımsal) tanımlama hazırlayabilmek için, haritaların ihtiva ettiği bilgileri
toplayıp, kullanabilmelidir (GFL, 1994:42).
Coğrafi Bilgiyi Organize Etmede Haritaları Kullanma
Birincil ve ikincil kaynaklardan coğrafi bilgi toplandıktan sonra, analiz ve
yorumlamalara yardım için değişik yollarla organize edilip sunulmalıdır. Coğrafi
bilgiyi organize etmenin bir çok farklı yolu vardır. Haritalar coğrafi bilgiyi
organize etmede önemli bir yere sahiptir. Coğrafi bilgiyi etkili olarak
düzenlemek için yaratıcılık ve beceriye ihtiyaç vardır (GFL, 1994). Harita yapma
bütün öğrenciler için yaygın bir aktivite olmalıdır. Öğrenciler, bilgi toplamak
için haritaları okumalılar ve coğrafi yayılımları analiz edip, bilgileri organize
etmek için harita yapmalıdırlar.
Coğrafi Bilgiyi Analiz Etmede Haritaları Kullanma
Coğrafi bilgiyi analiz etme, dağılışların araştırılması, karşılıklı ilişkiler ve
bağlantıları içine alır. Öğrenciler bilgiyi analiz edip, yorumladıklarında, anlamlı
yayılımlar ve oluşumlar ortaya çıkar. Böylece, öğrenciler gözlemlerini uygun
açıklamaları içinde sentezleyebilirler. Öğrenciler aynı zamanda farklı alanlar
arasındaki birliktelik ve benzerliklere dikkat etmeli, yayılımların farkına varmalı
ve haritalardan çıkarımları çizebilmelidirler. Öğrenciler, haritaları; mekansal
yayılımları keşfedip, karşılaştırmak için irdeleyebilmelidirler (GFL, 1994:43).
Coğrafi Soruları Cevaplandırmada Haritaları Kullanma
Coğrafi soruları cevaplama ile ilgili beceriler arasında haritalardan organize
edilmiş bilgiye dayanan çıkarımlar yapabilme kabiliyeti önemli bir yere sahiptir.
Öğrenciler açıkça ve etkili bir şekilde, özellikle coğrafi soruları cevaplamayı
öğrenmelidirler. Bu, iyi bir vatandaş olmakla ilişkili iyi bir beceridir. Öğrenciler,
coğrafi bilgileri haritalarla gösterebilirler. Bir soruyu cevaplamada, coğrafi bilgiyi
ya da bir konuyu veya problemi ifade etmede haritaları kullanabilmelidirler
(GFL, 1994:44).
ÖĞRETİM PROGRAMLARIMIZDA (HAYAT BİLGİSİ, SOSYAL
BİLGİLER VE COĞRAFYA) HARİTA BECERİLERİ
Beceri, öğrencilerde öğretim süreci boyunca kazandırılması ve geliştirilmesi
amaçlanan kabiliyetlerdir. Ülkemizde yenilenen öğretim programlarında eğitim
ve öğretim sürecinde beceri kazandırmaya yönelik hedeflere yer verilmiştir.
Hayat Bilgisi (MEB, 2005c), Sosyal Bilgiler (MEB, 2005b) ve Coğrafya Dersi
Öğretim Programlarında (MEB, 2005a) yer alan kazanımlar; birçok zihinsel
beceriyi vurgulamakta, öğrenme süreçlerinde ise aktif öğrenme yöntemlerinin ve
Page 5
Harita Becerilerine Pedagojik Bir Bakış
345
öğretimsel işlerin kullanımını gerektirmektedir. Programlarda bu yöntemlerin
kullanıldığı örnek etkinliklere yer verilmiştir. Öğretmenler programlarda
öğrenilen etkinliklerin yanı sıra kazanımlarda öngörülen bilgi, beceri, değer ve
tutumları kazandırmada farklı etkinlikleri planlayıp uygulayabilmeliler (MEB,
2005a). Bu çalışmanın ilerleyen bölümlerinde sözü edilen etkinliklere ilişkin
harita becerilerine yönelik aktivite örneklerine geniş ölçüde yer verilecektir.
Haritaları etkili ve verimli bir şekilde kullanma, coğrafya öğretim
programında en fazla ve en yaygın öğretilen beceriler arasındadır. Talim Terbiye
Kurulu’nun yayınlamış olduğu Coğrafya Dersi Öğretim Programında mekansal
algılamayı geliştirme ve kazanmada harita becerilerinin önem arz ettiği
vurgulanmaktadır. Coğrafya öğretim programında yer alan harita becerileri
şunları içerir (MEB, 2005a:19):
a) Harita üzerinde konum belirleme
b) Harita üzerine bilgi aktarma
c) Amacına uygun harita seçme
d) Haritalardan yararlanarak hesaplamalar yapma
e) Mekânsal dağılışı algılama
f) Haritayı doğru şekilde yorumlama
g) Taslak haritalar oluşturma
Ortaöğretim coğrafya dersi öğretim programında harita becerisi, atlas
kullanma becerisini de ihtiva etmektedir (MEB, 2005a:20). Öğretim
kademelerinde atlaslardan, haritaların açıklanması, konum, semboller, yön
tayinleri, mesafe hesaplanması, bilgi toplama ve sonuçların elde edilmesi ve
harita çizimi gibi genel becerilerin kazandırılmasında yararlanılmalıdır (Girgin
vd, 2001).
İLKÖĞRETİM VE ORTAÖĞRETİMDE HARİTA BECERİLERİ
Öğrenciler, ilk ve orta öğretim kademelerinde, her sınıfta okurken, çok çeşitli
coğrafi gösterimler ve araçları (özellikle de haritaları) kullanmalıdırlar. Haritalar,
öğrencinin okumuş olduğu sınıf seviyesi ve öğrencinin yeteneklerindeki
değişmeye bağlı olarak, mekansal ve sembolik bilgilerin işlenip, sunulduğu soyut
simgelerdir. Alt sınıflarda, öğrencilere haritanın ne olduğu gösterilmeli ve
haritayı algılarken yazılı bir kelime, nasıl cümle içinde bir bilginin parçası ise,
haritayı da aynı mantıkla algılamaları sağlanmalıdır. Onlara imkanlar verilerek,
farklı haritaları okuyup, yorumlamaları sağlanarak, sınıfları, okulları ya da
mahallelerinin haritalarını yapmaları sağlanmalıdır. Daha üst sınıflarda,
öğrencinin kavrama ve anlama kabiliyetinin artmasına bağlı olarak, onların
beceri, bilgi ve anlamaları işin içine katılarak, harita okuma ve yapma daha
kompleks ve soyut hale getirilmelidir (GFL, 1994:63).
İlköğretimin ilk kademesinde basit şekiller ve kroki çizme, sembol kullanma
ve bu sembolleri açıklayan bir bölüm oluşturma becerileri üzerinde durulmalıdır.
Soyut düşünme becerisinin geliştiği 6. ve 7. sınıflarda ise haritaların diğer öğeleri
üzerinde durularak ölçek ve değişen ayrıntılar, harita çeşitlerini tanıma, harita
üzerinde verilen bilgiyi okuma-anlama ve yeni bilgiler aktarma üzerinde
durulmalıdır. Bu beceri kazandırılırken kullanılacak harita ve atlaslar öğrencilerin
Page 6
Alaattin KIZILÇAOĞLU
346
günlük hayatlarında karşılaşabilecekleri ve pratik olarak kullanabilecekleri türden
olmalıdır (MEB, 2005b:55).
Çeşitli öğretim kademelerinde öğrencilerden beklenen harita becerilerinin
düzeyi birbirinden farklıdır. Şimdi öğretim programlarımızda (hayat bilgisi,
sosyal bilgiler ve coğrafya) yer alan kazanımlar, etkinlik örnekleri ve açıklamalar
ile Amerika Birleşik Devletleri’nin Milli Coğrafya Standartları ve İlk ve
Ortaöğretim okulları belgesinde ortaya konan beceriler (GFL, 1994) dikkate
alınarak iki farklı seviyede (ilköğretim ve ortaöğretim) öğrencilere kazandırılması
gereken harita becerileri ve bu becerilere ilişkin aktivite örnekleri üzerinde
durulacaktır.
İlköğretimde Harita Becerileri ve Önerilen Etkinlik Örnekleri
Haritalar Üzerinde Coğrafi Sorular Sorma
Öğrenciler haritalara bakarak; Ne, Nerededir? Niçin oradadır? Yerinin
önemi nedir? gibi coğrafi soruları nasıl soracağını bilip, anlamalıdır (GFL, 1994).
Örneğin, bir dünya haritası üzerinde coğrafi konular hakkında spesifik sorular
(ulaşım güzergahları, saat farkları, ülkelerin özel paralellere göre konumu vb)
sorabilmeli.
Öğrenciler haritalara bakarak, coğrafi konuları teşhis edip, coğrafi
problemleri tanımlayarak, coğrafi sorular sorabilmenin nasıl olduğunu bilip,
anlamalıdır. Örneğin: Trafik, doğal yaşam ortamı, arazi kullanım, konut gibi
konular ile ilgili yerel meselelerdeki coğrafi problemler hakkında sorular
sorabilmeli ve sonra haritalar hazırlayarak bu problemleri özetleyebilmeli (GFL,
1994:49).
Haritalardan Coğrafi Bilgi Edinme
Öğrenciler, haritalardaki coğrafi bilgiyi nasıl keşfedeceğini, işleyeceğini bilip,
anlamalıdır. Örneğin, haritaları inceleyerek, farklı yerlerin fiziki ve beşeri
özellikleri hakkında bilgi edinebilmeli (örneğin, yerşekli, iklim, nüfus hareketleri,
ulaşım, turizm), harita üzerinde mekanlar arasındaki mesafe ve yönlere karar
verebilmeli, şehir içi arazi kullanımı haritalarına bakarak, kentsel fonksiyonların
dağılışını tespit edebilmeli, bir sahanın hava fotolarını inceleyerek fiziki ve beşeri
özelliklerin dağılışını aynı sahanın topografya haritasında belirleyebilmeli.
Öğrenciler bilgi edinmek maksadıyla haritalara bakarak; Ne?, Nerede? gibi
soruların cevabını bulabilmeli ve haritalar üzerinde yön tespiti ile mesafe
ölçümleri yapabilmelidir. Örneğin, öğrenciler aşağıda verilen haritadan
yararlanarak şu soruların cevabını verebilmelidir: 1. En geniş adanın adı nedir?,
2. Haritada verilen okyanusun adı nedir?, 3. En batıda yer alan ada hangisidir?,
4. En güneydeki adanın adı nedir?, 5. “Hilo” ile “Captain Cook” arasındaki
mesafe kaç mildir?, 6. “Hilo” dan “Mauna Kea” ye seyahat ederken hangi yönde
yol almış olursunuz?
Page 7
Harita Becerilerine Pedagojik Bir Bakış
347
Kaynak: http://www.enchantedlearning.com/geo...eading/1.shtml
| BİZANSTA CEBİR Bazı kaynaklar, Bizansta ileri bir matematiğin varlığı hakkında geniş bilgi verirler. Ortalama 1000 yıllık hayatı olan Bizansin, matematik tarihinde, Eski Yunan matematiğini, ilerletip geliştirmesi bakımından, pek parlak bir duruma sahip değildi. Bu devir matematikçileri olarak belirtilen ve aynı zamanda Nikomedya (İzmit) rahibi olan Masimus Planudes (İzmit 1260 - İstanbul 1310), Dio-fantos un birinci ve ikinci kitaplarına dair sadece tefsir yazabilmiştir. M. Planudesin en çok bah-sedilen eseri, 1300 yılında yazdığı Hint Hesabıdır. Planudes; bu eserinde, karekök alma kuralı-nı, Diafantosun eserini esas almak suretiyle Hint metodunu tatbik etmişti. 14. yüzyılın ikinci yarısından itibaren, 15. yüzyılın ilk yarısına kadar (İstanbulun fethi yıllarına ka-dar), Bizans matematiğinde bilim tarihinde isim bırakmış matematikçilere rastlanılmaz. Bu tarih-lerde, siyasal olaylar yüzünden, bilim ihmal edilmiştir. Bu tarihlerin ilginç bir olayı, İstanbulda giz-li kalmış özel kişisel kitaplıkların dışında, elyazması ne kadar eser varsa İtalyaya götürülmüştür. İstanbulda el yazmalarına ait hiç bir eser bırakmamışlardır. Givanni Aurispanin (1369-1460) Bi-zanstan Venedike 238 el yazması eser götürdüğü tarihi bir olay olarak bilinmektedir. Bizans matematiğinin durumunu, ayrıntılarıyla incelemiş olan Hamit Dilgan Matematik Tarih ve Tekamülüne Bir Bakış adlı eserinde şöyle yazar : "Bizansta tam anlamıyla büyük matematikçi yetişmemiştir. Bir çoğunun eserleri (birkaçı müstesna) mütevazi ve basittir, Hatta bazılarının eser-lerindeki problemlerin, yazarları tarafından anlaşılamadığı seziliyor... Bütün bu hususlar, Eski Yunan dehasının gerilemiş ve tükenmiş olduğuna canlı birer örnek teşkil eder. Şu kadar var ki, Bizans matematiği, aynı devrelerdeki Roma matematiğinden çok daha ileri bir durumda olmakla beraber, Doğu İslam Dünyası Matematiğine nazaran çok geri kalmıştı. Kaynak: Fen Bilimleri Tarihi - Lütfi Göker CEBİRİN AVRUPADA GÖRÜLMESİ Matematik tarihi eserleri; yazılan ilk cebir kitabının Harezminin el-Kitabül Muhtasar fi Hesabil Cebri vel Mukabele adlı eseri olduğunu belirtir. Batılı yazarların da belirttikleri gibi, İspanya yo-luyla Avrupaya giren ilk cebir kitabı, Harezminin adını belirttiğimiz eseridir. Bu eserde görülen çözüm yolları, İtalyan matematikçi, Leonardo Pisano (1170 - 1250) tarafından yazılmış Liner Aba-cı (Hesap Metodu) adlı kitap ile 1202 yılında İtalyaya girmiştir. Bu eser, Batılı matematikçilerden; Passioli, Tartiaglie ve Cardonun çalışmalarına temel eser olmuştur. Öyle ki, bu matematikçilerin eserleri incelendiğinde, Harezmiye ait izlerin varlığını görmek müm-kündür. Harezminin eseri ile yukarıda adlarını belirttiğimiz matematikçilerin eserlerini ayrıntılarıy-la incelemiş olan Hamid Dilgan bu konu ile ilgili olarak aynen şunları söyler: "Batılı yazarlar ce-biri, Cebri vel Mukabel adlı eserin Latince tercümesinden öğrenmişlerdir." Adnan Adıvar ise bir makalesinde şunları... |
| Dökümanı bilgisayarınıza indirmek için buraya tıklayınız. |
| 1923 yılında Cumhuriyetin ilanından sonra Türkiye ekonomisi hızla gelişmiştir. Elimizdeki bilgilere göre Cumhuriyetin ilk yıllarında doların bugünkü değeri ile kişi başına ulusal gelir 250-300 dolar arasında iken, bu gelir 1993'de 2200 dolaylarına yükselmiş, yani ulusal gelirimiz 70 yılda7-8 kat artmıştır. 1950 öncesi rakamlarını çok iyi tahmin edememekle birlikte elimizde 1950 sonrası için oldukça iyi tahminler vardır. Bunlara göre 1950-1993 arasında ulusal gelirin yıllık ortalama artış hızı yüzde 5,6 dolaylarındadır. Kuşkusuz artış hızı yıldan yıla değişebilmektedir. Fakat asıl dikkati çekmesi gereken olay, ulusal gelirdeki artış hızı 1950-1977 arasında ortalama olarak yıllık yüzde 6,6 olmuşken, 1978 ile 1993 arasında bunun yüzde 4,5 dolaylarına düşmüş olmasıdır. Söz konusu 70 yıllık dönemi iki bölümde incelersek; birinci dönemde (1920-1980) ekonomide içe dönük-ithalat ikamesini(dış-alım yerine yerli üretimi özendirme amaç edilen bir politika uygulanmış, hatta zaman zaman ülkenin dış dünyadan ilgisi neredeyse tümüyle kesilmiştir. İkinci dönem, 1980'de başlamış ve zamanımıza kadar süregelmiştir. Bu dönemde ekonomi dışa açılmış, dışalımı özendiren bir ekonomi politikası uygulanmıştır ve uygulanmaktadır. İthalat ikamesi ( dışalımdan kaynaklanan yabancı malların ülkede üretilmesini özendiren) politikalarının uygulandığı dönemde ekonomi hızla gelişmiş ise de bütün dönem boyunca zaman zaman dış ödeme güçlüğü, enflasyon gibi sorunlar ortaya çıkmış ve ekonomi duraklama dönemine girmiştir. Her defasında sorunlar içe dönme politikasından ödünler vererek çözülmüş, fakat birkaç yıl sonra yine içe dönülmüştür. 1980 sonlarındaki dışa dönme de aynı nedenlerle olmuştur. Ancak bu kez 1980-1989 arasında ekonomi bu politikayı inatçı bir biçimde sürdürdü. Sonuçta ekonomiyi 50-55 yıl zorluklara sokan dış ödemeler sorunu çözülmüştür. Ama 1994'e kadar son 15 yıldır büyüme hızı eski rakamların 2/3'ü kadar, yılda yüzde 4-5 oranında gerçekleşebilmiş ve enflasyon, 1980'li yılların ortasından sonra yıllık yüzde 50'nin üstüne çıktıktan sonra, bunu aşağıya çekmek olanağı da bulunmamıştır. Ayrıca dönemin başından beri Türkiye'nin karşı karşıya kaldığı işsizlik, köyü gelir bölüşümügibi temel sorunları çözülememiştir. Bu bağlamda; 1994 yılları başlarında Türkiye ekonomisi, ekonomiyi iyi izleyenlerce son bir yıldır beklenen, ama ekonomiyi yönetenler tarafından genellikle beklenmeyen bir bunalıma girmiştir. Bunun nasıl biteceği de Nisan 1994'te henüz belli değildi. 26 Ocak 1994 Çarşamba günü tapılan 13,6 oranındaki develüasyon kararına kadar enflasyon dışında her şeyin eskisi gibi devam edeceği sanılmaktaydı. Ekonomiyi yönetenlerin çoğu enflasyonun yükseleceğinden endişeliydi. Fakat döviz fiyatlarının üç ayda yüzde 230 yükseleceği tahmin edilememişti. Hele son yıllarda yüzde 6-8 oranlarında büyümekte olan ulusal gelirin büyümesinin hızla azalacağını, faiz oranlarının yüzde 100'den fazla yıllık yüzde 1000 düzeylerine yükselebileceğini, endüstri ve ticaretin durma noktasına ge... |
| Dökümanı bilgisayarınıza indirmek için buraya tıklayınız. |
Türk milleti gibi, Türk ordusunun da şanlı, şerefli bir tarihi vardır. Türklerde siyasî hayat, orduyla birlikte doğmuş ve gelişmiştir. Ordu-millet bütünlüğü, tarihin her devrinde değişmeyen bir gelenektir. Türk tarihinin bu geleneği, Orta Asya’daki ana yurtlarında ve göçlerden sonra dünya tarihinde önemli roller oynamıştır. Orta Asya’da kurulan Hun İmparatorluğu, ilk Türk Devleti kabul edilir. Bunu, Göktürk ve Uygur devletleri takip etmektedir.
Orta Asya’da hüküm süren Türk devletlerinin düzenli orduları vardı. Süvari birlikleri, ordunun esasını teşkil ediyordu. Cesur ve cengâver askerlere sahip bu ordular, Asya’ya hakim oldukları gibi, Avrupa’nın içlerine kadar ilerlemişlerdir. Hun Türkleri, Hakan Mete’nin kumandasında 400.000 süvariyle, M.Ö. 201’de Çin karargâhını kuşatmıştır. Bunlardan sonra gelen Türk devletleri daha batıdaki topraklar üzerine kurulmuştur. İslâmiyet’in yayılmasıyla, Türkler kitleler hâlinde Müslüman olmuş, böylece İslâmiyet’in şerefi, Türklüğün asaletiyle yan yana gelince tarihe şan veren büyük devletler kurulmuştur. Bu devletlerin ordularının müşterek gayesi; İslâmiyet’i insanlara duyurmak, onları dünyada ve ahirette rahat ettirecek bir yolu onlara bildirmek olmuştur. 1040 yılındaki Dandanakan Savaşından sonra Oğuz Türkleri tarafından kurulan Büyük Selçuklu Devleti ve 1071’de Malazgirt’te büyük kuvvetlere sahip Bizans hükümdarı Diyojen’i yenen Alparslan, aynı inançla hareket etmişlerdir. Büyük Selçukluları, Beylikler, Anadolu Selçukluları ve Osmanlı Devleti zamanı takip etmiştir. Bu devletlerin devamı ve ülkeler fethetmeleri, hep orduları sayesinde olmuştur. Bir ideal için savaşan Türk orduları, tarih boyunca Asya, Afrika ve Avrupa’da bayrak ve sancaklarını dalgalandırmışlar, inanç, örf ve âdetlerinin o beldelerde yerleşmesinde öncülük etmişlerdir. Bu idealin Allah tarafından kendilerine verildiğine inanan Türkler, tarih boyunca bunu hiç kaybetmemişlerdir. Bu bakımdan, hiçbir zaman gelişi güzel yapılmayan savaşlarda, milyonlarca Türk evlâdının kanı, katî surette boş yere dökülmemiştir. Türk ordularını kıtadan kıtaya dolaştıran hep bu ideal olmuştur.
Türkler, bulundukları her yerde, ıstırap çeken, hor görülen, yanlış inançlara sapmış milyonlarca insanı korumuş, oralarda hak ve adaletin temelini atmışlardır. Türk ordusunda; sömürü, soygun, katliam ve ahlâksızlık yoktur. Aksine, insanlık, hamiyet, şefkat, hakka saygı ve adalet vardır. Zalimlerin karşısında, mazlumların yanında, hakkın müdâfii olan Türk ordusu, gittiği her yerde kurtarıcı olarak karşılanmıştır.
Selçuklular; eski Türk onlu sistemi, ıkta sistemi, lüzumunda ücretli askerler ve uclarda Türk beyliklerinin emrindeki Türkmenlerle muhteşem bir ordu kurmuşlardı. Anadolu Selçuklularının askerî teşkilâtı da, Büyük Selçuklu askerî teşkilâtı gibiydi. Maaşlı asker, hükümdarın maiyetinde bulunurdu; bunlar yaya ve atlı olurlardı. Timarı olan askerle ümerânın beslemeye mecbur olduğu asker, ordunun esasını teşkil ediyordu.
Ateşli silahların bulunmasıyla, Türkler bu yeniliği derhal askerî sahada kullanmasını bildiler. Selçuklu ordusunda top kullanılmıştır. Osmanlılar, kendilerinden önceki Türk devletlerinin ordularının kuruluş teşkilatlarından istifade ederek kendilerine has bir ordu meydana getirdiler.
Osmanlı Devleti, modern manâda ilk daimi orduyu Birinci Murad Han zamanında Yeniçeri ordusu adıyla kurdu. Yeniçeri ordusu, disiplin, cesaret ve teşkilât bakımından zamanının en mükemmel ordusu unvanını kazandı. Osmanlılarda, 1389 yılında Kosova Muhârebelerine topçu birliği katılmıştır. Fatih Sultan Mehmed Han zamanında Osmanlı ordusunda topçuluk çok gelişmiş ve İstanbul’un fethi sırasında en ileri teknikte toplar kullanılmıştır.
Osmanlı ordusu; Kapıkulu, Eyalet ve Deniz Kuvvetleri olarak üç kısımdı. Kapıkulu askerleri; yaya sınıfından olan Yeniçeri, Cebeci, Topçu ocaklarıyla, yine bir ocak olan Atlı Bölüklerden meydana geliyordu. Bu iki sınıf asker, padişahın şahsına mahsus maaşlı merkez kuvvetleriydi ve padişah nerede bulunursa onunla beraber bulunurlardı. Eyalet askerleri ise başlıca Topraklı ve Timarlı Sipâhi denilen süvarilerle, Yaya, Müsellem, Azab ve bir de Rumeli sınırlarındaki Akıncılardan meydana gelmekteydi. Osmanlı Devleti, yaptığı fetihlerde timar usulünü uygulayarak geliştirmiş ve bu suretle dirlik sahipleri, bırakılmış olan bu gelir karşılığı, devletin korunmasını sağlayan ordunun bir kısmının hazırlanmasını üzerlerine almışlardır. Timarlı Sipâhiler, her sancakta bölüklere ayrılmışlardı. Her on bölük, Alay Beyinin komutası altında toplanırdı. Alay Beyleri savaş olduğunda, bölgesindeki Sancak Beylerinin, onlar da Şehzâdelerin veya Beylerbeyilerin komutası altında sefere giderlerdi. Sipahilerin onda biri, sefer esnasında hem bölgelerinin korunması hem de âsâyişin sağlanması ve giden arkadaşlarının işlerini görüp, toprağın işletilmesi için sırayla nöbetleşe ülkede kalırlardı.
Çaka Beyin İzmir’de tersane kurmasıyla Türklerde başlayan denizcilik, Osmanlılar zamanında çok gelişti. On altıncı yüzyılda Türk donanmaları, Akdeniz, Kızıldeniz ve Umman Denizinde serbestçe dolaşabiliyordu. Bu yıllarda Osmanlı Devletinin Donanması; Devlet Filosu, Derya Beyleri Filosu ve Garp Ocakları (Cezâyir, Tunus, Trablusgarb) Filosu olmak üzere üç filodan kurulu bir kuvvet halindeydi. On sekizinci yüzyılda duraklama devresine giren deniz kuvvetleri, 19. yüzyılda süratle makine devrine geçti. Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kurulmasıyla zamanın deniz kuvvetleri kuruluşuna geçilmiş, modern deniz araçları yapım ve alımına devam edilmiştir.
On dokuzuncu asrın sonunda, 20. asrın başında dünya ordularında Hava Kuvvetlerinin kurulması ve gelişmesi neticesinde Türk Hava Kuvvetlerinin temelleri 1911 yılında atıldı. Balkan Savaşında ilk defa savaş görevi yapan pilotlar, Birinci Dünya ve İstiklâl savaşlarında ellerindeki imkânların azlığına rağmen, büyük hizmetlerde bulundular.
Daima düzenli, tertipli ve uzun ömürlü devletler kurma özelliğine sahip olan Türkler, yurtlarında iç güvenlik ve huzurun sağlanması için kanunlar koymuşlar ve teşkilâtlar kurmuşlardır. Göktürklere ait Orhun Kitâbelerinde ‘yargan’ kelimesiyle ifade edilen bir zabıta teşkilâtının, hakanın emrinde olarak, emniyet ve âsâyişi sağladığı bilinmektedir.
Büyük Selçuklularda Şahne ve Anadolu Selçuklularında Subaşı, zabıta teşkilâtı ve faaliyetlerini yürüten sorumlu memuriyet ve makamlar arasında bulunuyordu. Osmanlı İmparatorluğunda zabıta görevini yapan kuruluşlar birleştirilerek 1846’da Serasker makamına bağlı Zaptiye Müşirliği kurulmuştur. 1880 yılında Zaptiye adı Jandarma olarak değiştirilmiştir.
Türk ordusunda, kanunlara saygı eksiksiz ve tamdı. Bunun yanında geleneklere titizlikle riayet edilirdi. Osmanlı ordusunda, padişaha büyük saygı duyulurdu. Onun büyük otoritesi sayesinde zaferlere erişilirdi. Bunun yanında bayrağa saygı sarsılmaz askerî geleneklerdendi.
Osmanlı ordusunun kuruluş ve yükselme devrinde tam uyguladığı görevi; iç ve dış düşmana karşı devleti savunmaktır. Bu görevin mesuliyeti çok ağır, başka işle uğraşmaya izin vermeyecek kadar kutsaldır. Ordu politikayla uğraşmaz. Politikaya bulaşan ordu, devleti savunacağı yerde politikacı olarak onu yıkacaktır. Osmanlı ordusunun politikaya karışması 1876 yılından sonra önü alınmaz bir hâle geldi. İlk defa subaylarda başlayan bu hal, 1908 yılından sonra bütün orduya sirayet etti. Bâbıâli Baskını, Balkan Harbi üniformaların siyaset meydanlarına asılmasına sebep oldu. Bu ise ordunun mahvında, devletin yıkılmasında önemli rol oynadı. İstiklâl Harbinde bundan arınan ordu, yıkılmayan inancıyla zor şartlar altında istiklâlini yeniden kazandı.
Bilhassa 1950 yılından sonra modern silahlarla teçhiz edilen Türk ordusu, her geçen gün gelişen silah teknolojisinden istifade ederek kendini yenilemekte, dostlarına güven, düşmanlarına korku vermektedir. Kanunî zamanında fevkalâde büyükelçi olan, amansız Türk-İslâm düşmanı Baron Von Busbecq, Türk ordusu için şöyle diyor:
“Türk sistemini kendi sistemimizle mukayese ettiğim zaman, istikbalin başımıza getireceği şeyleri düşünerek titriyorum. Bir ordu galip gelecek ve payidar olacak, diğeri de mahvolacaktır. Çünkü şüphesiz, ikisi de sağlam surette devam edemezler. Türklerin tarafında, kuvvetli bir imparatorluğun bütün kaynakları mevcut; hiç sarsılmamış bir kuvvet var. Sefer görmüş askerler, zafer itiyatları, meşakkatlere tahammül kabiliyeti, birlik, düzen, disiplin, kanaatkârlık ve uyanıklık var. Bizim tarafta ise, umumî fakirlik, hususî israf, sarsılmış kuvvet, bozulmuş maneviyat, tahammülsüzlük ve idmansızlık var. Askerlerimiz serkeştir, subaylarımız tamahkârdır. Disiplini hor görüyoruz. Sebatsızlık, serkeşlik, sarhoşluk, sefahat, bizde bol bol mevcuttur. Bütün bunların en kötüsü, düşmanın (Türklerin) zafere, bizim de hezimete alışkın bulunmamızdır… Bizim askerlerimiz arasında olduğu gibi, hiçbir tarafta bir sarhoşluk, cümbüş yâhut kumar gibi şeylere tesadüf edemezsiniz. Türkler, kâğıt ve zar oyunu bilmezler…”
Meşhur İngiliz diplomatı Ricault, ordu-yu hümâyun ile Uyvar Seferine katılmıştır. Müşahedelerini şöyle anlatır:
“…Ordugâhta en küçük bir gürültü ve münakaşa duymak mümkün değildir. Halk, ordularının geçişi sırasında en ufak bir endişe hissetmez. Ordu geçtiği yerde herşeyi peşin para ile satın alır, hanlarda geceleyen asker parasını öder. Türk ordugâhında, kızlarına tecavüz edildiği için şikâyete gelen anneler görmek mümkün değildir. Malının asker tarafından yağma edildiğini, hoş olmayan herhangi bir davranışla karşılaştığını söyleyerek şikâyete gelen de yoktur. Zira böyle şeyler olmaz. Bu düzen, Türk ordusunu muzaffer kılmış ve imparatorluklarını muntazam şekilde büyütmüştür. Biz Hıristiyanların ordularına ise şarap, Türk ordusunda görülenlerin tamamen aksini husule getirmiştir…”
Aynı konuda Iorga ise şöyle demektedir:
“Bir Avrupa ordusunun bir ülkeden geçmesi, o ülkenin halkı için felâket, bir Türk ordusunun geçişiyse saadetti. Halk, Türk ordusunun kendi memleketlerinden geçmesini dört gözle beklerdi. Zengin Türk askerleriyle geniş ölçüde alış veriş yaparlardı. Balkanlarda genç Hıristiyan kızları, tek başlarına, mal satmak için, endişesizce Türk ordugâhına girerlerdi. Aynı durum Avrupa orduları için hayal bile edilemezdi.
On sekizinci asrın başlarında ise Kont Bonneval; “Mâhir bir kumandan, Türk askeri ile dünyayı bir kutuptan diğer kutba kat edebilir…” demektedir.
