-

| 0 yorum ]

Rus biçimciliği Victor Shklovsky, Yuri Tynianov, Boris Eichenbaum, Roman Jakobson, Grigory Vinokur gibi Sovyet yazarları tarafından 1915-1930 yılları arasında geliştirilmiş bir edebiyat eleştirisidir. Şiir dilinin ve edebiyatın özerkliğini savunur. Mikhail Bakhtin and Yuri Lotman gibi yazarları etkilemiş ve yapısalcılığın oluşmasına da zemin hazırlamıştır. Roman Jacobson, daha sonra Çekoslovakya'ya giderek Prag dil bilim topluluğunu kuranlara katılır ve biçimciliğin Avrupa'da yayılmasına etkin olmuştur.

Rus biçimciliği Victor Shklovsky, Yuri Tynianov, Boris Eichenbaum, Roman Jakobson, Grigory Vinokur gibi Sovyet yazarları tarafından 1915-1930 yılları arasında geliştirilmiş bir edebiyat eleştirisidir. Şiir dilinin ve edebiyatın özerkliğini savunur. Mikhail Bakhtin and Yuri Lotman gibi yazarları etkilemiş ve yapısalcılığın oluşmasına da zemin hazırlamıştır. Roman Jacobson, daha sonra Çekoslovakya'ya giderek Prag dil bilim topluluğunu kuranlara katılır ve biçimciliğin Avrupa'da yayılmasına etkin olmuştur.

19. yüzyıl roman eleştirisi esere dönük değildi. Romanı anlamak için sanat eseri yerine sanatçının. Eserin sanat dışını anlattığını, sanatın işlevini duygu anlatımı olduğu düşünülüyordu. Edebiyatı anlamak için tarihe, sosyolojiye, politikaya bakılıyordu. Fakat Rus biçimciler eserden hareket ederek, eseri anlamak için onun biçimsel özelliğinin bir başka deyişle yazınsallığının ne olduğunun olduğunu sorguluyorlardı. Şiirin okura söyleyebileceği çok şey olabilir. Şairin okura hangisini anlatmak istediği anlaşılamaz.Bu noktada da dilin önemi ortaya çıkar.Gerçeklik yerine dil daha önemli bir kavram olarak belirir.Yazınsallık da bu dilin nasıl kullanılıcağı ile ilgili bir kavramdır.Standart dilin dışında , şiir dili vardır. Şiir dili standart dilden farklıdır ,standart dilden sapmadır.Standart dilin kurallarını yıkan bir dildir.Bu standart dilin de sapması 3 şekilde sağlanır.

1. Fonolojik değişiklik
2. Sentaktik değişiklik
3. Semantik değişiklik

Bu değişiklikler ile şiir dili standart dilden farklılaşır.Ve bu şekilde şiir "defamiliarisation" yani "alışkankanlık kırma" ile bizde bir farkındalık yaratır. Dış dünyaya ,nesnelere ,davranış ve düşünüş biçimlerine baka baka bunları kanıksarız.Fakat şiir bu olağan kanıksamamızı kendine özgü diliyle kırar ve onları yeniden taze bir bakış açısıyla anlamamızı sağlar.Sanat dünyayı algılamamızda yeni bir yol getirir.bu standart ve şiir dilinin ayrılması ve şiir dilinin standartı yıkmasından sonra oluşan yenilikler de zamanla klişeleşir.Fakat eskinin yeni ile değişmesi geleneği her zaman yeniliği getirir.Dış dünya ,duygular, düşünceler ise ancak şiirin malzemesidir Bundan ötürüdür ki Rus Biçimcileri edebiyatın yalnız biçimsel nitelikleri üzerinde durdular çünkü yazınsallığı sağlayan yalnızca bunlardı.

Rus biçimciler arasında dilbilime daha çok önem veren ve yapısalcılığa geçişin temeli olan Roman Jacobson, dilin şiirsel işlevi ile diğer işlevlerden ayırarak, bu konuyu en iyi işleyen kuramcı olmuştur. Jacobson bir iletişim eyleminde altı öğe olduğunu savunur.Başta bir gönderici vardır; karşısındaki ile konuşan , ya da dersi anlatan, ya da mektubu, raporu, romanı yazan kişi olabilir. Göndericinin söylediği ya da yazdığına bildiri vardır. Bu bildirinin bir de alıcısı vardır.Bu üç öğe dışında bildirimin anlamlı ve ulaşılabilir olması için başka öğelere de gereklidir.Bu aktarımı ise bildirici yapar. Bu iletici elektronik posta yazı veya söz de olabilir. Bildirinin alıcılara anlaşılabilmesi için ortak bir kod ile (ortak bir dil, örneğin) ifade edilmesi lazım. Altıncı öğe ise bildirinin göndergesini oluşturan bağlam’dır.

| 0 yorum ]

Fransız edebiyatı, Fransızca kullanılarak ortaya çıkan edebiyat ürünlerini kapsar. Dünyanın en zengin ve en etkileyici edebiyatlarından biridir. Fransız yazarlar başta epik şiir, lirik şiir, drama ve kurgu olmak üzere edebi yazınların tümüne katkıda bulunmuşlardır.


Fransız edebiyatı, Fransızca kullanılarak ortaya çıkan edebiyat ürünlerini kapsar. Dünyanın en zengin ve en etkileyici edebiyatlarından biridir. Fransız yazarlar başta epik şiir, lirik şiir, drama ve kurgu olmak üzere edebi yazınların tümüne katkıda bulunmuşlardır.

Fransiz edebiyati bircok ülkedeki yazarlarin calismalarini derinden etkilemistir. 1600´larda, Klasizm denen Fransiz kültürel hareketi tüm Avrupa edebiyatindan önemli etki birakmistir. 1700´lerin Fransiz yazarlari Avrupa edebiyatini kontrol altina almislardi. 1800´ler boyunca, Gerçekçilik (Realizm) ve Sembolizm, bircok dilde yazan yazarlarin calismalarini sekillendirmesine yardimci olmustu. 1900´lerde ise, Gerçeküstücülük (Sürrealizm) ve Egzistansiyalizm (Varoluşçuluk) Fransa sinirlarinin disina cikarak diger yazarlar, sanatcilar ve düsünürlerin calismalarini genis ölcüde etkilemistir.

Bircok Fransiz yazar, bicim, dil, tarz ve gelenege önem vermislerdi. Diger dillerde yazan yazarlardan daha fazla kurallar ve modellere bagli kalmislardi. Genelde, Akilcilik (rasyonalizm) Fransiz yazinini elinde tutmustur. Akilcilik, insan eylemlerinde nedenselligi temel alir. Akilcilik; temiz, kendi kendini kontrol edebilen ve sanatsal ustalikga ulasmis bir yazi yaratmistir.

Her ne kadar akilcilik Fransiz edebiyatinda hayati bir rol oynadiysa da, güclü bir deneysel nitelik de zamanla Fransiz yazininda öne cikmistir. Örnegin 1800´lerin basindaki Romantizm hareketi gibi dönemlerde, bu deneysellik duygu dolu ve bazen de tutkulu bir sanat yaratabilmistir. Bu ayni zamanda teorik ve bicimsel konulari da islemede de kullanilmisti; örnegin 1900´lerin Yeni Roman´inda oldugu gibi.

Erken Fransız Edebiyatı

En erken yazinlara MÖ.800´de rastlanir. Siir, antik Fransiz edebiyatinda baskindir. Bircok siir, egitimsiz insanlara gezgin jongleurlerce (jonklör) söylenmek ya da oynanmak icindi. Zaman icinde, iki ana siir tarzi ortaya cikmisti: lirik ve öyküsel.

Lirik Şiir

Lirik siir 1100´lerden 1400´lere kadar yayginlasti. Trobador denen sair-müzisyenler, Provens lehcesiyle ask sarkilari yazmaya güney Fransa´da basladi. Bu siirlerin bazilari kuzey Fransa´ya da trovör denen sairlerce tasinmisti. Hem trobadorlar hem de trovörler kadinlari ve ask ideallerini anlatan lirik siirler bestelediler. Bu siirler kasitli olarak tekralamalardan ibaretti. Eglenceden caresizlige gecisleri büyük bir ustalikla, duygusal kosullara yogunlasarak resmetmislerdi. Orta Çağ´in en taninan Fransiz lirik sairi Francois Villon´dur. Üc esit stanzin ardindan daha kisa bir bitiris stanzini iceren bir yazin bicimi olan cesitli balatlar besteledi. Ayni zamanda ask, basarisizlik ve ölüm temalariyla ilgilenen uzun siirler de yazdi. Villon´un yazini genis bir ton araliginda, kinayeli asagilama ve grotesk görsellikten tutku gibi konulardaki daha narin pasajlara uzanmisti. Basyapiti 2000 dizelik otobiyografik siiri Grand Testament´tir (1461).

Öyküsel Şiir

Öyküsel siirin dört bicimi vardir: (1) epik siir, (2) romans, (3) ilahiler ve öyküler, ve (4) fabliaux. Orta sinif icin yazilan fabliaux disinda hepsi aristokrat izleyiciler icin yazilmisti. Epik siirler genelde savas ve savas kahramanliklari üzerinedir; chansons de geste (büyük eylemlerin sarkilari) diye adlandirilirlar. Jonklörler chansonlari müzikle birlestirmislerdi. En ünlüleri Roland´in Sarkisi´dir (1100). Ünlü komutan Charlemagne tarafindan yönetilen bir askeri talim sirasindaki bir olayi anlatir.

Romanslarsa siklikla fantastik maceralarla dolu uzun kurgusal calismalardi. Yedi tipi vardi. Romans antiques (klasik romanslar) Troya Savasi gibi tarihi olaylar üzerine temellenmisti. Romans bretons (Breton romanslari) ise eski Britanya´daki Yuvarlak Masa Sövalyeleri ve Kral hakkinda hikayeler anlatirdi.

Belki de en cok okunan ve en etkileyici Fransiz romansi Gül Romansıdir. Guillaume de Lorris ilk kismini yazmisti (1230) ve sair Jean de Meung 1275´te daha karamsar ve kinayeli bir ruh haliyle bitirmistir. Siir, askin gelisimini anlatmak icin karmasik allegoriler (sembolik hikayeler, insanlar ve görüntüler) kullanmisti.

Ilahiler ve öyküler ask, sövalyelik ve metafizikle ilgili kisa manzumelerdi. Ilahiler daha cok Celtic kaynaklarina dayaniyordu. Öyküler ise genelde Latin kaynakliydi. 100´lerde sair Marie de France bircok önemli öykü yazmistir.

Fabliaux kisa, genellikle taslamalarla dolu mizahi öykülerdi. En önemlisi, hayvan karakterlerin insane toplumunu elestirdigi Renard Romansı (1175-1205) denen koleksiyonda bulunur.

Erken Yazin manzume romanslardan sonra ortaya cikan romanslardan olusur ve genelde ayni hikayeleri anlatir. Tarihi belgeler bu tip yazinin ana unsurudur. En bilinen tarihi yazarlar Philippe de Commines, Jean Froissant, Jean de Joinville ve Geoffroy de Villehardouin´dir.

Erken Drama öncelikle manzume seklinde yazilmisti ve dini temalarla ilgileniyordu. Dini dramlar üce ayriliyordu: Gizem Oyunları Skripturlarından (incil ayetleri) bölümler sahneledi. Mucize oyunlari Meryem Ana ve incilden prtreler sunuyordu. Ahlaki oyunlar egitim amacli sembolik dramlardi. Seküler (dinsel olmayan) komediler - farslar – dini dramlarin sahnelenmesi sirasindaki girislerdi. 1200´lerde dramatist Adam de la Halle realizmin carpici etkilerini ve yüksek psikolojik derinlik seviyesini yakalayan seküler oyunlar yazdi.

Rönesans

Fransiz edebiyatinda rönesans 1500´lerin basindan 1600´lara kadar uzanmisti. Fransiz rönesansi Italyan sanat ve edebiyatindaki gelismeler ve eski Yunan ve Latin modellerinden etkilenen edebiyatin ve ögrenimin cicek acmasi olarak nitelenebilir. Yazarlar ve bilgeler – hümanistler – Rönesans´ta önemli rol oynamislardi. Hümanistler ögrenmenin temelini dini temalardan cok dünyevi konulara cekmislerdi.

1494´ten 1525´e kadar Fransiz ordusu Italya´yi isgal altinda tutu. Bu istilalar İtalyan edebiyati ve sanatiyla temasi da beraberinde getirmisti. Bu iliski sayesinde Fransiz rönesansi hiz kazandi. 1500´lerin basinda Kral 1.Francis ve kiz kardesi Marguerita de Navarre hümanistlerin ve tebalarindaki diger yazarlarin taslaklariydi. Marguerite kendisi de bir yazardi. Kendi hikaye koleksiyonu Heptameronu (1558) Italyan Rönesans yazari Giovanni Boccaccio´nun 1300´lerde yazdigi Decameron üzerine yazmisti.

Francois Rabelais Fransiz Rönesansinin en ünlü kurgu yazari ve döneminin önde gelen tip otoritelerinde biriydi. Ana eseri Gargantua ve Pantagruel´dir. Bu neseli, cogu zaman da patavatsiz bes parcalik anlati 1532 ile 1564 arasinda yayimlandi. Rabelais, carpici ögretilerin ham sahnelerinin ve genelde vahsi fiziksel komedilerin anlik degisimlerle birlestirildigi bir bicimde yazmisti. Bu calisma, dönemin yasal, politik, dini ve toplumsal kurumlarini elestirmekteydi.

Pleiade, geleneksel tarzi kirip Yunan ve Roma modelli yeni bir Fransiz edebiyati yaratmaya calisan yedi sairden olusan bir gruptu. Pierre de Ronsard grubun önderiydi. Siirleri ask ve gencligin gecmesi gibi temalari betimleyen pastoral tarzda eski yazi bicimlerini kullanir. Ronsard´in siirlerinin kolay cekiciligi, dünyevi tecrübenin önemine derin adamisligi saklar. Yazini, yaslilik ve ölüm gibi bu tecrübelerin aci yanlarinin korkusuzca üzerine gitme becerisini gösterir.

Joachim du Bellay, Pleiade´nin baska bir üyesiydi. Fransiz edebiyatinda Italyan Rönesansi´ndan ödünc aldigi sone bicimini ilk kullanan sairdir. du Bellay, Fransiz Edebiyati´nin Savunmasi ve Yüceltilmesi adli önemli bir makale yazdi (1549). Makalede, Orta Cag boyunca cogu sair tartafindan kullanilan Latince´yi savunan sairlere karsi Fransizca´yi savundu. Du Bellay, Fransizca´nin Latince ya da Yunanca´nin rakibi olamadigini kabul etmekle beraberbu iki dilin olanaklarinin cokca kullanilmasi nedeniyle solmaya yuz tuttugunu, ancak Fransızca´nin bu sorunun cözümüne yeni bir soluk getirebilecegini düsünmekteydi. Fransiz yazarlarini, Fransizca´yi Yunanca ve Latince´den alintilarla, lehce ve teknik deyimler acisindan güclendirme cagrisi yapti.

Pleiade´nin baska bir üyesi Etienne Jodelle bir dramatistti. Ilk Fransiz komedisi Eugene (1552) ve ilk trajedi Kleopatra Mahkumu (1552) onun eserleridir.

Lyon, güneydeki Lyon kentinde ortaya cikan ve bünyesinde Maurice Sceve ve Parnette du Guilliot´yu barindiran baska bir sairler grubuydu. Sceve´nin siiri, gramer ve imgelerin karmasikligiyla ünlüdür. En önemli eseri, Delie (1544) adindaki dikkatle hazirlanmis 459 dizain (10 dizelik stanzlar) serisidir. Delie, sairin, Pernette de Guillot oldugu düsünülen bir kadina olan askini, asiklarin birbirlerine karsi kullandigi genelde erotik bir dille anlatmaktadir.

Michel de Montaigne denemeleri bir edebi bicim olarak kurgulamisti. Bir deneme, resmi olmayan konusma dilinde yaziliyordu. Montaigne´nin denemeleri genis bir klasik egitimle sekillenmisti. Tamamen kisiseldiler ve yazarin kendisi, bilgi, aliskanliklar, ölüm, geziler ve ögrenim gibi konular üzerindeki gevsek meditasyonlardan olusuyorlardi.

Klasik Çağ

Kral 13.Louis ve özellikle Kral 14. Louis´in iktidar dönemleri klasik dönem olarak bilinir. 1600lerin basindan 1700lere kadar gecen süre Fransiz edebiyatinin yüksek dönemi olarak düsünülür.

Klasik yazarlar Rönesans fikrini reddetmediler; bu dönem daha genis bir düzen ve gelisim ruhu gelistirmisti. Fransiz yazarlari özellikle insane davranislari ve idealleri inceleyen nedenler ve düsünüsleri vurgulamisti.

Klasik Şiir

Francois de Malherbe ilk önemli Klasik sair ve en etkileyici olandi. 1600larin basinda Malherbe, Klasik yazinin temelini atan temiz, akilci ve ayik siirler yazdi. Jean de La Fontaine ve Nicolas Boileau-Despreaux da Klasik dönemin önde gelen sairlerindendiler. La Fontaine, FablSairlik Sanati (1674) eserini kaleme aldi. (1668-1694) denen hayvan karakterleri üzerinde yazdigi kinayeli, ögretici, derinllikli ünlü hikayeler koleksiyonunu yazdi. Boileau da bu dönemde, zamaninin Klasik siirinin etkilenimlerini belirleyen yönetim ve asillik prensiplerini anlatan Klasik drama uzun zaman Fransiz Klasizminin en büyük ifadesi olarak kabul gördü. Bu dönem boyunca, 12-hecelik dizeler – alexandrine - Fransiz dramasinin baskin siirsel ölcütü olarak kurulmustu. Bu dönemin en ünlü yazarlari Pierre Corneille, Jean Racine ve Moliere´dir.

Corneille ilk önemli trajedi yazari Klasiktir. Oyunlari, görev, sadakat ve askin cözünmez catismalarinin icinde yuzen asil karakterleri barindirir. Corneille, istek, otokontrol, onur ve özgürlügün önemine vurgu yapmistir. Trajedileri arasinda Cid (1637), Horace (1640) ve Polyeucte (1642) sayilabilir.

Racine, caginin Klasik trajedi yazarlarinin en büyügü olarak taninir. Karakterleri kontrol altina alamadiklari tutkularinin sarmalinda betimlenir. Melankolik bir dini pesimizm, eserlerinin cogunun yapisindadir. Racine, antik Yunan ve Roma eserlerini Andromaque (1667), Phedre (1677) ve Athalie (1691) gibi basyapitlarinda yeniden islemistir.

Moliere, Fransiz dramasinin en önde giden komedi yazaridir. En etkili oyunlari, toplumsal degerlerle catisan güclü karakterleri konu alan taslamalaridir. Moliere, en güzel komedilerini 1660´larin ortasinda yazmisti. Bunlarin arasinda Tartuffe, Don Juan ve Yabani sayilabilir.

Klasik Nazım

İki filozofun Fransiz Klasik nazımının en üstün örneklerini verdikleri düsünülür. Rene Descartes, dahan sonraki Fransiz felsefesi ve stetigini bicimlendirmede temel teskil eden Metod Üzerine Nutuk (1637)´u yazdi. Öncelikle bir matematilci olarak bilinen Blaise Pascal, derin Hristiyan inancini temsil eden etkili yazilar yazmisti. Pascal´in en bilinen eseri yansimalari topladigi Pensees´dir (1670).

Kendilerine Moralist (ahlakçılar) diyen bir grup yazar insan eylemlerini ve tavirlarini, maximDuc de La Rochefoucauld´un Yansimalar´i (1664) psikolojik olarak derin, acimasizca sorgulayici ve mükemmle bir özlülük icinde olabilen bu tarza bir örnektir. Theophrastus´un Karakterleri (Jean de La Bruyere, 1668) günlük insanlari ve toplumsal kimliklerin edebi portrelerini maximlerle birlestirir. dedikleri harfler, soyleyisler ve diger yazin bicimleriyle tanimlamislardi.

Madame de La Fayette, Fransiz edebiyatindaki en önemli romanlardan birini yazmistir: Cleves Prensesi (1678). Roman, psiolojik cözümlemeleri ve usta yapisi nedeniyle yüceltilmisti. Sürekli kontrol altinda tutulan tutkulu ask temasi, iclerinde Jean-Jacques Rousseau´nun da bulundugu daha sonraki yazarlari da oldukca etkilemistir.

Tarihci ve Roman katolik papaz Jacques Bossuet, etkileyici ve hareketli vaazleriyle taninir. Francois de Fenelon da Roman katolik baspiskoposuydu. Edebi ünü özellikle, yazarin egitim, ahlak, siyaset ve din üzerine görüsleriyle dolu Telemachus (1699) romansina dayanir.

Neden Çağı (Aydınlanma)

Fransa´nin 18. Yüzyili genelde Neden Çağı ya da Aydınlanma Çağı olarak bilinir. Bu dönemde ilerici yazarlar, dogruyu ögrenmenin en iyi yolunun nedensellik oldugunu vurguladilar. Günün bilimsel gelismelerinden cok fazla etkilendiler (örnegin, doga olaylarinin akla uygun bilimsel nedenlere dayandigini soyleyen Ingiliz bilimadami Isaac Newton´un fizikteki calismalari). Bu yazarlar, bircok Aydinlanma düsünürüne (philosophes) düzen icindeki doganin insan toplumlari icin bir model olarak kullanilabilecegini anlattilar. Bu dönemin edebiyati oldukca felsefiydi ve Voltaire, Denis Diderot ve Jean-Jacques Rousseau gibi önemli yazarlar tarafindan yaratilmisti.

Voltaire, döneminin en cok konusulan ve tartisilan edebi figürüydü. Yazar olarak yeteneklerini ve ününü tahammülsüzlük ve önyargililik ile savasmak ve akilciligi yüceltmek icin kullanmisti. Voltaire´in en ünlü eseri taslama roman Candide´dir (1759). William Shakespeare´den etkilenerek trajediler de yazdi. Bunun yaninda, Voltaire ayni zamanda Avrupa ve dünya tarihi üzerine eserleri ile modern tarih yaziminin prensiplerini gelistirmeye de yardim etti.

Denis Diderot ana olarak Neden Cagi´nin en önemli entellektüel yapitlarindan biri olan Encyclopedie´nin (1751-1772) editörü olarak taninir. Ansiklopedi, bircok alandaki uzman yazarlarin makalelerinin derlenmesinden olusuyordu. Eser, günün bilgi birikiminin daha genis bir izleyiciye uzanmasini amacladi. Dini otoriteye, iktisadi esitsizlige ve adaletin istismarina saldirdi. Diderot ayni zamanda Ölümcül Jacques ve Efendisi (1778-1780) adli romanindaki kurgusallik ile de bilinir.

Jean-Jacques Rousseau, Fransiz toplumunda (Yeni Heloise, 1761) ve egitim mekanizmasinda (Emile, 1762) degisiklikler önermisti. Rousseau´nun otobiyografisi (ölümünden sonra yayinlanan Itiraflar, 1782) kendini elestirmenin modern edebiyatini yaratmaya yardimci olmustu. Meditatif ve lirik duyguyu Fransiz edebiyatina yeniden sokmaya yardimci olan kurgusu icinde, Rousseau´nun dogaya hassasiyeti belirgindir. Bu hassasiyet kendisinin siyaset ve toplumsal düzen üzerine yazdigi Söylevler (1755) ve Toplum Sözlesmesi (1762) gibi teorik eserlerini de oldukca etkilemistir.

Marquis de Sade, kendi zamaninda cagdaslarinca anlasilmadi ve daha sonra da hep nefretle anildi. Ancak 1900lü yillara dogru Neden Cagi´nin en önemli yazarlarindan biri olarak kabul edilmeye baslandi. Boudir´de Felsefe (1795) gibi vahsi pornografi iceren romanlari, kendi zamanindaki yazarlarin dogaya bakislari ve toplumsal düzen öngörülerinin iyimser dogasiyla dalga gecer. Siyasi yazilariyla da bilinen Montesquieu, rezil eden toplumsal elestirilerini Pers Mektuplari´nda (1721) yazdi. Alain Rene Lesage ünlü satirik romani Gil Blas´i (1715-1735) yazdi. Pierre de Beaumarchais, Sevilla Berberi (1775) ve Figaro´nun Düğünü (1784) gibi satirik komediler kaleme aldi. Iki oyun da aristokratik önceligin irrasyonel dogasi üzerinedir ve bu fikirler Fransiz Devrimi fikirlerine kaikida bulunmustur.

Romantizm

Romantizm akiminin temelleri 1700´lerin sonunda atilmisti ancak yayilmasi 1800´lerin ortalarini buldu. Genel olarak Klasizm ve Nedensellik Cagi´na tepki olarak ortaya cikmisti. Romantik yazarlar, kendilerinden önceki dönemlerdeki asiri rasyonel ve cansiz edebi bicimleri reddettiler. Romantikler, neden üzerindeki hayalgücü ve duyguya vurgu yapmislardi. Edebi tasvirin daha özgür bicimlerini savunuyorlardi. Bir calismadaki en önemli etken yazarin kisiligiydi.

Preromantikler

Fransiz Romantizmi kendinden önceki Ingiliz, Ispanyol ve özellikle alman Romantik hareketlerinden etkilenmisti. Preromantikler denen bir grup Romantik, 19. Yüzyilda bu akimi bicimlendirmeye calistilar.

Jean-Jacques Rousseau, Nedensellik Cagi ile tanindi. Ancak, kendini tanimadaki istegi, dogal dünyaya karsi hassassligi ve hislere ve kendiligindenlige verdigi önem nedeniyle Romantizm´in de önde gelenlerinden biriydi. Rousseau ayni zamanda Romantikleri de lirik vezni ve tutkulu ama korkutucu aski tasviri ile Romantikleri de etkilemisti.

Francois-Rene de Chateaubriand kurgulari ile önemli bir etki yaratti. Sikilganlik, yalnizlik ve keder duygularinin baskin oldugu yazinlari, Romantik edebiyatin temel öznelerinden biri oldu. Chateaubriand, Romantik yazinda temel bir karakter yaratti – dayanisan, tutkulu ve yanlis anlasilmis bir karsi-kahraman. Chateaubriand güclü dini duygulara sahipti ve bu calismalari Klasizm ve Nedensellik Cagi´nda sikca islenen Hristiyan Orta Cag figürüne olan ilgiyi yeniden canlandirdi. Madame de Stael, Fransiz Romantizmi´ne Edebiyat Üzerine (1800) ile kritik bir teori birakti. Alman romantizmini Fransiz Romantizmine Almanya Üzerine (1810) ile eklemledi. Şair Andre Chenier, Romantik sairlerce benimsenen birkac teknik yazin seklini siirine katti.

Romantik Şiir

1820´de Alfonso de Lamartine´in Peoetik Meditasyonlar kitabi ile baslamisti. Melankolik siirleri doga, ask ve terkedilmislikle ilgileniyordu.

Victor Hugo, bir sair, dramaturg ve kurgu yazari olarak zamanindaki en büyük Romantik kabul edilir. Siirlerinin cogu renkli ve egzotik niteliktedir. Hugo´nun sonraki eserleri (Sonbahar Yapraklari (1831)) daha kisisel ve metidatiftir. İncelemeler (1856) karanlik baslar ve cevabi zor sorularla ilgilenir; evrendeki insanlik, ölümün kacinilmazligi ya da sevdiklerin kaybedilmesi. Alfred de Vigny, en cok Modern Siirleri (1826) ile taninir. Siirleri, yüksek kisiligin yalnizligi ve mutsuzlugu ile ilgilenen genellikle dramatik ve felsefi siirlerdir. Alfred de Musset, müthis lirik özelliklere sahipti. Melankoli ve müziksel siirleri ask, aci ve kederle ilgilenir. Geceler (1835-1837) siirlerinde Musset, kayip bir askin ardindan cektiklerini anlatir.

Romantik Drama

Romantik drama komedi ve trajediyi karistirarak tarihi konulari ve melodramik kosullarla ilgilendi. Victor Hugo ilk önemli romantik oyun olan Hernani´yi (1830) yazdi. Vigny´nin Chatterlon´u (1835) Romantik edebiyattaki popüler bir karakter olan dislanmis artisti konu edinir. Musset, yazinindaki mükemmellikle bilinen karmasik komediler yazmisti.

Romantik Kurgu

Iskoc Walter Scott´tan esinlenen bircok Romantik yazar tarihi romanlar yazdilar. Alexandre Dumas ünlü tarihi romani Üç Silahşörler´i (1844) bu dönemde kaleme almisti. Victor Hugo´nun Notre Dame´ın Kamburu (1831) Orta Cag Romantik hissiyatini yansitir. Eser ayni zamanda edebiyatin gücünü kullanarak toplumsal adaletsizlikleri düzeltme cabasini yansitir.

Bazi Romantik yazarlar kurgunun daha gercekci bicimlerine yöneldiler. Honore de Balzac, George Sand ve Stendhal gibi yazarlar eserlerinde Romantik karakterleri barindirmaya devam ettiler. Ancak bu yazarlar, insan yasaminin toplumsal kosullarini ve doganin objektifligini yansitma amaciyla Romantizmlerini biraz degistirdiler.

1829´dan baslayarak Balzac, İnsan Komedisi (1842-1848) adini verdigi yaklasik 100 roman ve hikaye yazdi. Bu seride zamaninin Fransiz toplumunu resmetmeye calisir. Balzac, güdülenmeleri ve etkilesimleri ile cesitli insanlari betimledi. Ayni zamanda toplumsal kurum ve degerlerin insane üzerindeki etkilerini - özellikle paraya karsi olan tutumun etkisini incelemisti.

George Sand, kariyerine ask ve tutku üzerine yazilar yazan (Indiana (1832) ve Lelia (1833)) bir Fransiz kadininin takma adiydi. Daha sonra daha kirsal konulara döndü, özellikle köy hayatini anlattigi Seytanin Havuzu´ nda (1846) bu etki daha cok hissedilir.

Stendhal, tutkulu ve güclü karakterlerle melodramik durumlari seven usta bir psikologdu. Tutku ve cikar arasindaki savasimi betimleyen temiz ve ironik bir tarz kullandi. En bilinen iki eseri Kirmizi ve Mavi (1830) ve Parma Manastiri´dir (1839).

Gerçekçilik (Realizm)

Realizm, Romantizme karsi ortaya cikan bir edebi doktrindir. Realistler, sanatin yasami dogrudan, dürüstce ve nesnel olarak yeniden üretmesi gerektigine inaniyorlardi. 1800´lerin ortasina dogru Ralizm, Fransiz edebiyatininda baskin hale geldi.

Gustave Flaubert Fransiz realizminin en önemli ismiydi. Detaylara olan aski ve insane davranislarinin dikkatli gözlemi ile Balzac´i takip etti. Madam Bovary´si (1856) icin özellikle siradan bir karakter secti – siradan bir kasaba doktoru ve onun sig karisi. Sikici konusuna ragmen Madame Bovary müstehcen olarak nitelendi ve Flaubert bu romani nedeniyle yargilandi.

Guy de Maupassant, insan davranislarinin siki bir inceleyicisi oldugunu gösteren kisa Realist hikayeleriyle ünlü oldu. Normandiya´daki köy yasami ve Paris´teki korkunc sosyal hizmet yillarini anlattigi yazilari coktur.

Fransa´daki Realist dramanin iki cesidi vardi. Birincisi iyi planlanmis oyundur (teshir ve ceza ön plandadir). Eugene Scribe´in komedileri buna en güzel örnektir. Diger tarz ise sorun oyunu ya da tez oyunudur. Cogu bosanma ve yasal adaletsizlik gibi topolumsal sorunlarla ilgilenmisti. Bu tarzin önde gelen yazarlari Emile Augier, Eugene Brieux ve Alexandre Dumas´dir.
Edebi elestiri realist edebiyatta önemli yer tutmustu ve sonraki edebi elestiri tarzlarini da etkilemisti. En önemli gercekci elestirmen Charles Sainte-Beuve idi. Edebi eserin yazarin kisiligi ve yasami ile beraber sorgulanmasi ve degerlendirilmesi gerektigini düsünüyordu. Ayrica eserin yaratildigi tarihsel arka plan ve toplumsal cevrenin de önemine dikkat cekiyorlardi.

Doğacılık (Natüralizm)

1800´lerin sonuna dogru Realizmin asiri bir bicimi olarak Natüralizm ortaya cikti. Natüralist yazarlar, insane eylemlerinin genis ve en asagilik yanlarina dikkat cekiyorlardi. Tipik bir naturalist eser karamsardi ve cogu zaman toplumsal adaletsizligi elestiriyordu. Bu hareket, insanin kisiliginin kendi özgür iradesinden cok cevre ve kalitim ile belirlendigini savunan determinism ögretisini beraberinde getirdi.

Emile Zola, en önemli Fransiz naturalist yazardir. Kurguyu, icinde insan davranisinin temelinin anlasilabilecegi bir laboratuvar olarak tasavvur ediyordu. Rougon-Macquart (1871-1893) olarak adlandirdigi 20 romanlik dizisinde toplumsal elestirinin basyapitlarini yaratmisti. Romanlarin karakterleri, zenginlikten, sefalet, yokluk ve dinmek bilmeyen catismalara sürüklenen bir ailenin bireyleriydi.

Sembolizm

Fransiz sembolizmi 1800´lerin sonunda ortaya cikan bir edebi akimdi. Sembolizm ayni zamanda bu akima dahil olmayan ama iliskili olan yazarlara da maledilmisti.

Sembolist hareketin ünlü isimleri sairler Charles Baudelaire, Stephane Mallarme, Paul VerlaineArthur Rimbaud´dur. Siiri geleneksel kaliplardan kurtararak daha özgür yazin bicimleri olusturmak istediler. Sembolistler siirin, dosdogru ve basit tanimlamalarla gizemli bir gercekligi yakalamaya calismayi denemesinden cok anlam cikartmayi sezgiler, sansasyonlar ve etkilenimler yoluyla aramasi gerektigine inanirlardi. Siirlerinin cogu kisisel ve bulanikti.

Charles Baudelaire, Sembolizmin en önde geleniydi. Şeytanın Çiçekleri (1857) derlemesi bu tipteki 100 civarindaki siirin toplanmasiydi. Eser, Baudelaire´in insanlik ve onun ahlaksizliklarindan ic karartici etkilenmesini yansitir. Baudelaire´in insan dogasinin en asagilik yönlerinin bile güzelliklere yol acabilecegine inanci, eserinin basliginda kendini belli eder.

Stephane Mallarme, Sembolist sairlerin ve teoristlerin en etkilisiydi. Siirleri, anlamin kendisini sorgular. Siirlerinin en ünlüleri Faun Akşami (1876) ve kafa karistirici Bir Zar Atımı (1897)´dır.

Paul Verlaine, basit, melodik bir yazina sahipti. Sözsüz Müzikler´inde (1874) dizelerle müzik duygusunu vermeye calismisti.

Arthur Rimbaud, daha kücük yastan bir dahiydi. Daha henüz 16 yasindayken orjinal siirler yazmaya baslamisti. 19 yasinda, iskence edilmis ruhani deneyimlerini tanimlayan yazin ve dizelerin bir otobiyografik toplamasi olan Cehennemde Bir Mevsim´i (1873) bestelemisti.

Hicbir Sembolist romanci, sairlere yetisemediyse de hayalci Sembolist Maurice Maeterlinck gününün yazarlarini etkilemisti. Maeterlinck Belcikaliydi ama Fransizca yazmisti.

1900'ler

Erken Yıllar

1900´lerin basinda Fransiz edebiyatinda dört baskin yazar vardi. Bunlar Paul Claudel, Andre Gide, Paul Valery ve Marcel Proust´tu. Hepsi 1870 civarinda dogmuslardi ve hepsi de kariyerlerinin basinda Sembolist bir dönemden gecmislerdi. 1920´de her biri önemli bir edebi figure olarak kabul edildi.

Claudel, kendi güclü Roma Katolik görüslerini yansitan dramalar, siirler, elestiriler ve dini yorumlar yazdi. Claudel´in siiri kalin metaforlar, vahsi tutkular ve cicekli bir dil icerir. Yine de en bilinen eserleri dini icerikli olanlariydi; özellikle Öğle Kırılması (1906) ve Mary´e Gelen Gelgitler (1912).

Gide, din, aile, cinsellik ve ahlak üzerine ortodoks olmayan görüsleri yüzünden oldukca genis bir fikir ayriligi yaratmisti. Kurgusu, karakterlerindeki bicimsel yenilikler ve psikolojik derinlemeleriyle takdir toplamisti. Gide, 1900´lerin basinda Fransiz edebiyatinin en önde giden dergisi Yeni Fransiz Revüsü´nün kurulmasina yardim etmisti.

Proust, belki de 1900´lerin en saygin Fransiz romancisiydi. En önemli eseri Geçmiş Şeylerin Hatırası 1913´ten 1927´ye kadar yedi parca halinde yayimlandi. Roman oldukca kisisel ve siirsel bir eser oldugu kadar toplumsal tavirlarin ve kisilik prikolojisiyle ilgili de mükemmeldi.

Valery´nin siiri Fransiz edebiyatindaki rasyonel gelenegin izlerini tasir. Tutkusal denetim ve klasik bicimleri vurgulamistir. Eserleri icinde uzun siirlerden olusan Genç Kader (1917) ve Etkiler (1922) vardir. Valery, ayni zamanda etkili bir edebi elestirmendi.

Sürrealizm (Gerçeküstücülük)

Sürrealizm, Parisli bir grup yazar ve ressam tarafindan 1924´te kurulan bir hareketti. Sürrealistler, bütünlüklü bir insan deneyimi yaratmak icin rasyonel varligin icine katilmasi gerektigine inandiklari bilincsiz düsünce süreclerini – özellikle de düsleri – incelediler.

Şair Guillaume Apollinaire, Sürrealizm´de önemli bir etkiye sahipti. Alcools (1913), imgelem ve modern dünyayi kutlayan siirlerin derlemesinden olusur. Sürrelaistlerin lideri ve bas kuramcisi Andre Breton´du. Önde gelen sairler, Rene Char, Paul Eluard ve Louis Aragon´du. Ne var ki, ücü de en güzel olarak nitelenen siirlerini 1930´da bu akimdan ayrildiklarinda yazmislardi. Temalari, kelimelerin ve görsel imgelerin carpici birlesimi yoluyla ifade edilen ask ve diger öznel durumlar üzerine yogunlasmisti.

Her ne kadar Breton tiyatronun degerini ifsa ettiyse de, oyun yazari Antonin Artaud, Sürrealistlerle yolunu ayirdiktan sonra dramatik kuram üzerine önemli bir makale serisi yayinladi. Tiyatro ve Onun Çifti´nde (1938) tiyatronun, seyircisini degistirmede iskence bicimleri ya da dini ritüeller kadar güce sahip olmasi gerektigini savunuyordu.

Egzistansiyalizm (Varoluşçuluk)

Egzistansiyalizm, Fransiz edebiyatini 2. Dünya Savasi´ndan sonra etkileyen bir edebi felsefeydi. En önemli varoluscu yazar Jean-Paul Sartre, Çıkış Yok (1944) ve Kirli Eller (1948) oyunlariyla oldugu kadar felsefi yazilari ve elestirileriyle de ünlüdür. Eserleri özellikle özgürlük ve sorumluluk sorunlari ile ilgilenerek ahlaki ve politik konulari inceler. Örnegin, Mide BulantisiSimone de Beauvoir, Belirsizlik Ahlaki Icin (1947) gibi calismalariyla Varoluscu düsüncenin yayginlasmasinda etkili olmustu. Ancak, Camus da Yabanci (1942), Sıtma (1947) ve uzun makalelerden olusan Sisyphus Destanı (1942) gibi eserleri ile benzer etik ve ahlaki sorunlarla ilgilenmisti. (1938) romani, varolusun kendisiyle yüzlesmenin getirdigi rahatsiz edici sonuclarini arastirir.

Dramanin Gelişimi

Sartre ve Camus´nun da icinde bulundugu bircok romanci ve sair 1900´larin ortasinda Fransiz dramasina katida bulunmustu. Diger önde gelen oyun yazarlari Jean Giraudoux, Jean CocteauJean Genet´ti. Giraudoux, suni, köylü ve alayci bir sekilde yazdi. En bilinen oyunlari askin dogasi ya da savasa ve acgözlülüge karsi protestoyu inceler. Cocteau mitolojik konular üzerindeki yazilariyla ünlü olmustu. Genet ise toplumsal dislanmislardan olusan karakterlerin ritüelik betimlemelerine dikkat cekmisti.

1950´lerde Fransa´da Absürd Tiyatro denen bir hareket belirdi. Oyun yazarlari, yasamin anlamsiz dogasi olduguna inandiklari seyleri dramatize etmeye calistilar. En bilinen Absürdistler Samuel Beckett ve Eugene Ionesco´ydu. Beckett Irlandaliydi de Ionesco da Romanyali, ancak ikisi de Fransizca yazdilar ve en önemli eserleri ilk önce Paris´te sergilendi; örnegin, Godot´u Beklerken.

1900´lerin Ortası ve Sonu

Bu dönemdeki ana degisiklik Yeni Roman´dı. Belli basil temsilcileri Alain Robbe-Grillet, Michel Butor, Nathalie Sarraute ve Claude Simon´du. Bu yazarlar, romanlarindaki olaylari bicimlendirmek icin disardan bir öyküsel cerceve kullanmamislardi. Bunun yerine, romanlarini, karakterlerin olaylari algilayislarinin disinda gelistirmeye calismislardi. Bu, zamanin ve perspektif üzerinde sarsici etkilere yol acti.
Kaynaklar

  • D Coward. A History of French Literature. Blackwell Publishing, 2002.
  • P France. The New Oxford Companion to Literature in French. Oxford University Press, 1995.
  • D Hollier. A New History of French Literature. Harvard University Press, 1989.
  • BE Jack. Francophone Literatures: An Introductory Survey. Oxford University Press, 1996.
  • S Kay. A Short History of French Literature. Oxford University Press, 2003.
  • MH Offord. Francophone Literatures: A Literary and Linguistic Companion. Routledge Press, 2001.
  • EM Sartori. The Feminist Encyclopedia of French Literature. Greenwood Publishing Co., 1999.
  • World Book Dictionary 2005.

| 0 yorum ]

Don Kişot, kendisi gibi kadidi çıkmış atı Rosinante'ye binmiş, şövalyelik serüvenlerine doğru yola koyuluyor. Uzaktan, eşeğinin sırtında onu izleyen Sanşo Panza geliyor. Daumier'nin tablosu Berlin Müzesi. XVII. yy.da yaşayan küçük bir İspanyol kişizadesi, çok fazla şövalye kitabı okuduğu için aslında bir handa hizmetçi olan soylu sevgilisi Dulcinea'nm onuruna, «gezgin şövalye» olmayı kafasına koymuştur.
Bunun üzerine, sakin hayatını bırakır, yaşlı, sıska atı Rosinante'ye atladığı gibi, dullarla yetimlerin, kendilerini savunması için yolunu gözlediklerine inandığı bir kişi olarak, dağ-tepe yola koyulur. Seyisi olan ve bir eşekle ardından gelen Sanşo Panza da sağduyusu ve ihtiyatlılığı, efendisinin romanlardan edinilme çılgınlığına tam ters düşen bir köylüdür. Her ikisi de bir sürü gülünç serüvene atılır; bunların en ünlülerinden biri «mahzun yüzlü şövalye»nin hain devler sandığı yel değirmenlerine saldırışıdır; Don Kişot'un gene çok tanınmış serüvenleri arasında, Mambrino'nun ünlü zırh başlığım bulma öyküsü, Camacho'nun evlenmesi ve Baratia Adası'nda olup bitenler de sayılabilir.

Başlangıçta çocuklar için tasarlanmış olmamasına rağmen, Cervantes'in bu romanı, yayımlanır yayımlanmaz gençler arasında pek rağbet gördü.

Bu, barok bir hikâye, traji-komik bir destandır ve özgün güldürü etkenleriyle doludur. Ama aynı zamanda da, okuyucuyu düşünmeğe yönelten bir eserdir; çünkü her birimizin ruhunun derinliklerinde, çılgınlık derecesinde cömert, büyük davalar uğruna her an alevlenmeğe hazır, bir Don Kişot ve daha çok, bu dünya gerçeklerini gören, özellikle günlük rahatına düşkün bir Sanşo Panza yaşamaktadır.

CERVANTES

Don Kişot'un yazarı Miguel de Cervantes Saavedra (1547-1616), yoksul bir hekimin oğluydu ve serüvenlerle dolu bir yaşamı oldu. Önce askerliğe heveslendi ve basit bir er olarak İtalya ile Akdeniz ülkelerini dolaştı. Yunanistan'da Lepanto Savaşı'nda (1571) yaralanınca, bir elini kullanamaz oldu (bu yüzden ona: Lepanto'lu çolak da derler). 1575'te Türklere esir düştü ve Cezayir'e köle olarak satıldı.

Beş yıl sonra azat edilen Cervantes, Madrid'e döndü, kalemiyle yaşamağa çalıştıysa da başaramadı ve memurluk yapmak zorunda kaldı; yasa dışı işler yapmaktan suçlanarak 1589 ile 1605 arasında birkaç defa hapse girdi. Nihayet, krallığın etkili kişilerinin himayesini sağladıktan sonra kendini tek tutkusu olan edebiyata adayabildi.

ESERLERİ

Galatea, Uyarıcı Hikâyeler, Parnassos'a Yolculuk, Cezayir'de Hayat.

| 0 yorum ]

Endüstri devrimi sonrası bilim ve teknolojideki gelişmeler ortalama canlı ömrünü uzatmakla kalmayıp, yaşam standardını, kalitesini ve konforunu da yükseltti. Modernite ile birlikte bireycilik ön plana çıkmış ancak bu da sosyal ve toplumsal bazlı meseleleri bireysel psikopatolojiye ingirgeme yanılgısını beraberinde getirdi.


Günlük yaşamımıza ve konuşma dilimize git gide daha fazla sinen bazı kavramlar var. Afşar Timuçin, Cemal Dindar ve Yavuz Erten’in “Bilim ve Felsefe Açısından Ruhsallık” adlı kitaplarında da yer verildiği üzere, günlük konuşma dilimize her geçen gün biraz daha sinen psikoloji ve psikiyatri terminolojisi ile; üzüntülü ve kederli olanları “depresif”, temiz, titiz ve kılı kırk yaran insanları “obsesif”, fazla neşeli konuşmalar içindeki yüksek sesli kahkahaları ise “manik” olarak etiketleme eğilimi yaygınlaşarak indirgemeci ve yanılsamalı bir bakış açısı yaratmaya başlamıştır.

Genetik, biyolojik ve nöro-kimyasal açıklamaların ağırlık kazandığı günümüzde eğer psikoloji ve psikiyatri de sosyolojiden, antropolojiden ve tarihten bu kadar ayrı tutulmaya başlanırsa, git gide daha da kuru ve yavan bir hal alacak ve gerçeği tüm boyutlarıyla ve sağlıklı bir zeminde ortaya koymaktan da uzaklaşacaktır. İlaç tedavilerinin ön plana çıktığı günümüzde, özellikle anti-depresanların en çok satılan ilaçlar listesinde başı çekmeye başlaması, insanların eş-dost sohbetlerinde birbirlerine tavsiye ettiği bir şey haline gelmesi dikkat çekicidir.

Modern yaşam ve kapitalizm ile birlikte; iç donanım, iç zenginlik ve iç güzellik yerini dış görünüm, güç, iktidar, para, sahiplik, gençlik, güzellik ve cinsellik kavramlarına bıraktı. Parlatılmış, cilalanmış ve şişirilmiş yanılsamalı egolar çağımıza damgasını vurdu. Narsizm doruk noktasına geldi. Altta yatan boşluk, değersizlik ve güvensizlik hisleri; maddi ve somut servetle, sahip olunan sözde değerli objelerle doyurulmaya çalışılmaya başlandı.

Kadınlık ve erkeklik imgeleri değişti, cinsellik metalaştı ve pornografi ön plana çıktı. Çocukluk masumiyeti ortadan kalktı; çocuklar adeta küçük kadınlar ve küçük erkekler haline geldi. Ergenlik ise çok uzun bir sürece yayılmaya ve hatta hiç bitmemeye başladı ! Yetişkinlik ve olgunluk yerini bitmemiş ergenliklere bıraktı !

İletişim teknolojisi ve ağları gelişti, yaygınlaştı ama bu insanların arasındaki gerçek iletişimi ve ilişkiyi güçlendirmeye, zenginleştirmeye yetmedi; bilakis insanları hem kendine hem de birbirine daha da yabancılaştırdı. İnsanlar yalnızlaştı. Bağlar ve bağlılıklar zayıflarken, bağımlılıklar arttı...

Geniş aileler yerini çekirdek ailere bıraktı. Çocuk sayısı azaldı. Buna bağlı olarak da kardeş, kuzen ve yakın akraba bağlantıları güç kaybetti... Geniş aileler terkedilince, çocuk bakımı ve sorumluluğu önce sadece annelere kaldı. Sonra da çalışma hayatı ile birlikte annelerden de bakıcılara ya da kurumlara geçti... Çocuklar ve gençler televizyonun, bilgisayarın, internetin ve mobil telefonların bombardımanı altında, her tür etkiye açık ve savunmasız kaldılar...

Medyada, özellikle de ekranlarda, herkesin gösterecek bir şeyi ve anlatacak bir hikayesi var artık; kimileri bedenlerini, güzelliklerini, gençliklerini, kimileri ilişkilerini, kimileri ise sahip oldukları zenginliği ekranlarda sergilerken, kimileri de sahip olamadıklarını, yokluklarını, acılarını, hayal kırıklıklarını duyurmak için ekranlardalar.

Televizyon, bilgisayar, internet ve mobil telefon teknolojisi ile iletişim ve bilgiye erişim; büyük kolaylık, hız, akışkanlık ve esneklik kazandı. Mesafeler, fiziksel engeller ve sınırlamalar büyük ölçüde ortadan kalktı. Uzaklar yakın, özel alanlar kamusal, mahremler aleni olurken, aile hayatı ve sosyal paylaşımlar da yerini yavaş yavaş bireysel yaşantıya ve hatta o da git gide yalnızlığa bıraktı...
İstatistiklere göre, kalabalık metropollerde yaşayan insanlar kendilerini daha fazla yalnız hissediyorlar... Modern şehir hayatında aileler küçüldü, sosyal bağlar zayıfladı, komşuluk, akrabalık, ahbaplık, arkadaşlık ilişkileri yoğunluğunu ve önemini kaybetti, bazı değerlerin içi boşaldı ve tüm bunların nihayetinde de kalabalıklar içinde yalnız olmak kaçınılmaz son oldu...

Hayatımıza giren hatta artık hayatımızın “vazgeçilmez” birer parçası haline gelen bu teknoloji ürünleri ile kişisel alanımız ve özgürlüğümüz de daralıyor farkında olmadan. Zira, cep telefonunuzu kapatıp da oturamıyorsunuz, arayanların “neden telefonun kapalı ?” sorularına ve şüphelerine yer vermemek için, her an ulaşılabilir ve her an herşeye hazır olma zorunluluğu getiriyor adeta.

Mobil telefon şirketleri yalan, hile ve sahtekarlık için gerekli teknik alt yapıyı sunar ve bununla birbirleriyle yarışırcasına ve kendileriyle gurur duyarcasına yapıyor olmalarını hayret, üzüntü ve endişeyle karşılıyorum.

Geçmişin ve geleceğin bir önemi yok. Artık sadece şimdi ve burada, anı yaşamaya programlanıyoruz. Arzu ve isteklerimizin ille de hemen şimdi karşılanmasına ihtiyaç duyuyoruz; beklemeye, sabretmeye, emek vermeye, toleransımız yok derecede az... Hızlı yaşama, çabuk tatmine ve tüketime ayarlı yeni kuşak gençleri hayatı “fast-food” tarzında ve “popüler kültür” kıvamında tüketme eğiliminde. Bilgiyi, bilgeliği, üretimi ve erdemi değersizleştiren; üretmeden tüketmeyi, anlık hazları, bencilliği, içi boşluğu ve dışı renkliliği körükleyen bir zaman...

İstatistiklere göre ;

Depresyon, intihar ve anti-sosyal kişilik bozukluğu oranları; Batı toplumlarında, Doğu ve Akdeniz toplumlarına kıyasla açık ara daha yaygın... Bu farkı yaratan ve Doğu toplumlarını koruyan en güçlü faktörün ise öz kültürleri, insan ve ilişki odaklı yaşam tarzları olduğu düşünülüyor... Aile bağları; eşlik, dostluk, arkadaşlık, komşuluk ilişkileri; doğum, ölüm ve evlilik ritüelleri; gelenekler, sosyal alışkanlıklar ve insancıl paylaşımlar aracılığıyla kurulan destek ağları, iletişim, dayanışma ve duyarlılık en belirgin ve en değerli koruyucu etkenler olarak görülüyor..

Serap Altekin

| 0 yorum ]

Hristiyan toplumlarda Dünya’nın yaşı ile ilgili çıkan sorun, temelde İrlanda başpiskoposu James Usher’in (1581-1656) yaptığı hesaba dayanmaktadır. Protestan Hristiyanlar Usher’in hesabına dayanarak Dünya’nın M.Ö. 4004 yılında yaratıldığını kabul ettiler. Cambridge Üniversitesi Rektör Yardımcısı Lightfoot, yaratılış yılı olarak bu yılı kabul etti, günü ve saati kendisi hesapladı; 23 Ekim günü sabah saat 9’da yaratılış olmuştu.[186] Birçok din bilimci, Kitabı Mukaddes’te geçen ve Usher’in “oğlu” olarak aldığı ifadenin “soyundan olan” anlamına geldiğini ve Usher’in hesabının güvenilir olmadığını söylemişlerdir.
Hristiyan toplumlarda Dünya’nın yaşı ile ilgili çıkan sorun, temelde İrlanda başpiskoposu James Usher’in (1581-1656) yaptığı hesaba dayanmaktadır. Protestan Hristiyanlar Usher’in hesabına dayanarak Dünya’nın M.Ö. 4004 yılında yaratıldığını kabul ettiler. Cambridge Üniversitesi Rektör Yardımcısı Lightfoot, yaratılış yılı olarak bu yılı kabul etti, günü ve saati kendisi hesapladı; 23 Ekim günü sabah saat 9’da yaratılış olmuştu.[186] Birçok din bilimci, Kitabı Mukaddes’te geçen ve Usher’in “oğlu” olarak aldığı ifadenin “soyundan olan” anlamına geldiğini ve Usher’in hesabının güvenilir olmadığını söylemişlerdir. Ayrıca Stephen J. Gould’un belirttiği gibi Usher’in bu hesabı yapmasında büyük sorunlar vardı; Kitabı Mukaddes’in aktardığı kronolojide atlamalar vardı ve ayrıca Kitabı Mukaddes’in aktardıklarını Keldani, Pers ve Roma gibi kültürlerle karşılaştırma zorunluluğu vardı. Ayrıca kameri aylarla ilgili artık yıllar sorunu vardı. Bu sorun, Jülyen (Roma) takvimi ile yerine 1582 yılında Papa 13. Gregorus’un düzelterek uygulamaya koyduğu Gregoryan takviminde geçmişte karışıklığa yol açmıştı. Ama Usher Anglikan’dı ve Papa’nın takvimiyle hiçbir ilişkisi olamazdı.[187]

Usher’in saptadığı tarihler o kadar önemsendi ki Kitabı Mukaddes’in Kral James’çe onaylanmış baskılarının sayfa kenarlarında bile bu tarihler basılmaya başlandı. Böylece 17. yüzyılda ortaya çıkan bu fikir, adeta Hristiyanlığın temel bir öğretisiymiş gibi algılanmaya başlandı. Bilim ile dinin çeliştiğini söyleyenlerin en çok kullandıkları örneklerden biri Hristiyanlık ile Usher’in vardığı sonuçları özdeşleştirmek -bu arada din de genelde Hristiyanlıkla özdeşleştirilmektedir- ve bilimin Dünya’nın uzun dönemler sonucunda oluştuğunu gösteren empirik bulgularıyla bunu karşı karşıya getirmektir. Aslında Usher’in amacı bilim ile dini uzlaştırmaktı, fakat giriştiği çaba ile istediğinin tam aksine bir sonuca sebep oldu.

Evrim Teorisi ortaya konduğunda Protestan İngiltere’deki dini çevrelerin çoğu Usher’in tarihlendirmesini kabul ediyorlardı. Evrim Teorisi’ni ortaya koyanlar, bütün canlıların tek bir atadan ve birbirinden değişerek oluştuğunu, ancak canlıların yeryüzünde çok uzun bir süre önce ortaya çıkmaya başlamasıyla ve Dünya’nın çok uzun süre önce var olmasıyla savunabilecekleri kanaatindeydiler. Evrim Teorisi’ne din adına karşı çıkışların daha baştan olmasında ve daha baştan Evrim Teorisi ile din (Hristiyanlık) arası bir gerilimin oluşmasında, diğer göreceğimiz sebeplerin yanında, Evrim Teorisi’nin, Usher’in tarihlendirmesi ile çelişmesi de önemli bir yere sahiptir.

Yerküre katmanları üzerine tüm çalışmalar ve gittikçe ilerleyen fosil bilimi, Usher’in, Dünya’yı 6000 yıllık bir yer olarak gören yaklaşımının hatalı olduğunu gösterdi. Martin Lister (1639-1712), 18. yüzyılın başında, fosillerin eşi benzeri olmayan garip taşlardan ibaret olduğunu ve fosillerin kayalarda oluşmasının canlılarla hiçbir ilişkisi olmadığını savunmuştu.[188] Bernard Palissy (1510-1589), fosillerin, soyları tükenmiş taşlanmış hayvan kalıntıları olduğunu söyleyen ilk kişi olarak gösterilir.[189] Fakat Lister’in fosillerin canlılarla bir ilişkisi olmadığı fikrinin 18. yüzyılda taraftar bulduğunu düşünürsek, fosil biliminin ne kadar yeni (geç gelişmiş) bir bilim dalı olduğunu kavrayabiliriz. Her ne kadar Herodotus, Strabo, Plutarch ve de özellikle Xenophanes fosillerden bahsetmiş olsalar da ancak 17.yüzyılda başlayan ve 18. ile 19. yüzyılda artan bir gayretle fosillerle olan uğraş bilimsel bir nitelik kazanabildi.[190]

Usher 17. yüzyılda Dünya’nın yaşını tarihlendirdiğinde fosil bilimin ciddi, sistematik bir yapısı ve otoritesi yoktu. Fakat 18. yüzyılda ve özellikle 19. yüzyılda fosil-bilimde kaydedilen ilerlemeler, Dünya’nın yaşı ile ilgili konularda Usher’in fikirlerini benimseyen dini çevrelerle birçok bilim adamını karşı karşıya getirdi. Yapılan tartışmalarda Nuh tufanı ve canlıların ortaya çıkışı ile Dünya’nın yaşı ve geçirdiği evreler merkezdeydi. Dünya’nın durağan bir durum içinde, ancak çevrimsel değişimler geçirdiğini, doğal süreçlerin bir denge durumunda olduğunu söyleyen yaklaşım ile doğanın doğrusal, tek yönlü (evrimci) bir süreç içinde olduğunu söyleyen yaklaşım yer bilimi alanında tartışma içindeydi. Bu ikinci yaklaşımın içinde ise, yeryüzünün büyük değişimler (catastrophic) mi, yoksa sürekli küçük boyutlu değişimler mi geçirdiği tartışıldı. Yer bilimi ile fosil bilimi bu iki alanın ilgisinden dolayı bir arada incelendi. Tüm tartışmalarda, Usher’in yaklaşımının Hristiyanlık ile özdeşleşmesinin getirdiği sorunlar kendini gösterdi.

| 0 yorum ]


İngilizce ‘Severe Acute Respiratory Syndrome’ kelimelerinin başharflerinden oluşan bir kısaltma olan SARS dilimize ‘Ani gelişen ciddi solunum yetmezliği hastalığı’ olarak çevrilebilir. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) 1 Nisan tarihi itibariyle şüpheli hasta tanımını: 1) 38 ºC üzerinde ateş ve öksürük veya solunum zorluğu olan ve

2) Semptomların başlangıcından önceki 10 gün içinde
a. SARS olduğu bilinen ya da şüphelenilen bir kişiyle yakın teması olan veya
b. hastalığın bulaştığı bilinen ülkelerden birisine seyahat öyküsü olan veya
c. bu ülklerden birinde yaşayan hasta kişi olarak yapmaktadır.

SARS ilk kez 26 Şubat 2003’te Hanoi’de 46 yaşında bir işadamında gelişen akut atipik pnömoni ve solunum yetmezliği tablosu olarak tanımlanmıştır. Hastalığı ilk defa bildiren DSÖ görevlisi Dr. Carlo Urbani’nin kendisi 29 Mart’ta SARS nedeniyle yaşamını yitirmiştir. Ancak Çin’in Guandong bölgesindeki olguların Kasım 2002’den itibaren ortaya çıktığı saptanmıştır.

SARS’ın semptom ve bulguları nelerdir?
Hastalık genellikle 38 ºC’nin üzerinde bir ateş ve titreme tablosu ile başlamaktadır. Eşlik eden diğer bulgular başağrısı, bitkinlik, ishal ve yaygın miyaljidir. Başlangıç bulguları içinde solunum yoluna ilişkin semptomlar içinde boğaz ağrısı ve kuru öksürük sıklıkla rastlanan bulgulardır. Takiben hastaların bir kısmında ortalama 2-7 gün (en kısa 1, en uzun 11 gün) içinde dispne hipoksemi ve ARDS tablosu gelişmektedir. Hastaların önemli bir kısmında akciğer filminde fokal veya yama tarzında infiltrasyon veya buzlu cam görünümü benzeri lezyonlar saptanmaktadır. Saptanan lezyonlar daha çok alt zonlara lokalize olarak bulunmuştur. Bu haliyle SARS bir atipik pnömoni tablosunu andırmaktadır. Saptanan diğer laboratuar bulguları arasında lenfopeni, lökopeni veya lökositoz, trombositopeni, hafif LDH, AST, ALT ve CK yüksekliği mevcuttur.

SARS hangi ülkelerde tanımlanmıştır?
DSÖ verilerine göre 5 Nisan 2003 tarihi itibariyle yukarıdaki hasta tanımına uyan 19 ülkeden toplam 22416 hasta tanımlanmıştır. Hastalığın en sık bildirildiği ülkeler Çin (Guandong ve Shanxi bölgesi 1220 hasta), Hong Kong (800), Singapur (101), ABD (115), Kanada (127) ve Vietnam (59) dır. SARS nedeniyle şimdiye kadar ölen toplam hasta sayısı 89 olup, bu ölümler toplam 6 ülkeden bildirilmiştir: Çin (49 ölüm), Hong Kong (22), Kanada (9), Vitetnam (4) ve Singapur (6), Tayland (2).

DSÖ Hong Kong ve Çin’in Guandong bölgesine zorunlu olmadıkça seyahat edilmemesini önermekte, Amerikan Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri (CDC) ise bu ülkelere ek olarak Kıta Çin’i, Singapur ve Vietnam’a zorunlu olmadıkça gidilmemesini tavsiye etmektedir.

SARS nasıl bulaşmaktadır?
SARS esas olarak damlacık infeksiyonu ile bulaşmaktadır. Hastaların vücut sekresyonlarının hastalığı bulaştırmada önemli rol oynadığı sanılmaktdaır. Hastalığa yakalanan kişiler SARS’lı bir hasta ile aynı ortamı/evi paylaşan veya hasta ile direkt yakın teması olanlardır. Hastalığa yakalananlar içinde, infeksiyon kontrol önlemlerini almadan SARS’lı hastalara bakım hizmeti veren sağlık personeli önemli sayıda saptanmıştır.

SARS’lı hastalar ne kadar süreyle hastalığı bulaştırabilirler?
Şimdiye dek elde edilen veriler hastaların semptomatik oldukları sürece hastalığı bulaştırabildiklerine işaret etmektedir. Ancak hastaların semptomatik hale gelmeden önce hastalığı bulaştırıp bulaştırmadıkları bilinmemektedir.

SARS’ın etkeni nedir?
Halen SARS’ın etkeni kesin olarak saptanamamıştır. Şimdiye kadar elde edilen bulgular yeni bit tür coronavirus olabileceğine işaret etmektedir. CDC dahil toplam 10 laboratuarda hastalardan coronavirus’a ilişkin bulgular elde edilşmiştir. Bu bulgular arasında virus kültürü, elektron mikroskopik görüntüler ve PCR ile virus nükleik asid amplifikasyonu sayılabilir. Ayrıca hastalığın tanısına yönelik diagnostik bir test geliştirme çalışmaları da sürmektedir. Şimdiye dek bilinen Coronavirüs türleri sağlıklı insanlarda hafif üst solunum yolu infeksiyonuna, immünsüpresif hastalara pnömoniye, hayvanlarda ise solunum, gastrointestinal, hepatik ve nörolojik hastalığa yol açmaktadır. Coronavirüsler ortamda 3 saate kadar canlı kalabilmektedir.

Hastalıktan korunmaya karşı alınacak önlemler nelerdir?
Hava yolculuğu sırasında SARS’ın bulaşma olasılığı kesin olarak bilinmemektedir. Ancak tüberküloz gibi solunum yoluyla bulaşan diğer hastalıkların hava yolculuğu sırasında bulaştığı bilindiğinden böyle bir olsalığın SARS için de söz konusu olabileceği tahmin edilmektedir. Salgının olduğu bölgelerden gelen yolcular 10 gün süreyle SARS semptomlarının ortaya çıkması açısından uyarılmalı ve semptomatik olmaları halinde en yakın sağlık kuruluşuna başvurmaları sağlanmalıdır. DSÖ’nün 4 Nisan tarihi itibariyle önerdiğine göre, uçak içinde SARS semptomları gösteren bir hasta saptanması halinde bu kişiyle aynı sırada ve 2 ön 2 arka sıraya kadar olan bölümlerde oturan yolcular ve kabin görevlileri ile hastaya bakım veren tüm yakınları hasta ile temas etmiş kabul edilmelidir. Hastaya ağzını örtecek bir maske verilmeli ve sadece bu hastanın kullanımı için bir tuvalet ayrılmalıdır. Hasta sekresyonları ile direkt temas edilmemelidir. Yakın temas kategorisine giren kişilerin temas sonrasından itibaren 10 gün süreyle semptomlar açısından izlenmesi gerekmektedir. Eğer hastalık bulgularını gçsteren kişi kabin görevlilerinden birisi ise uçak içinde bulunan tüm kişiler hasta ile yakın temas etmiş kabul edilmelidirler. Bu kişilerin de 10 gün süreyle semptomlar açısından izlenmeleri gereklidir. Hong Kong ve Singapur gibi bazı ülkelerde hastalığın inkübasyon döneminde kabul edilen bu gibi kişilere karantina önlemleri uygulanmaktadır. 4 Nisan tarihi itibariyle ABD de SARS’ı karantina uygulanabilir bulaşıcı hastalıklar listesine almıştır.

SARS olduğu tahmin edilen kişilerin hastalıkları süresince izolasyonları gereklidir. Bu izolasyon semptomları şiddetli olan kişiler için hastanede, hafif semptomları olanlar için evde yapılmalıdır. Ateş ve solunum yolu semptomları geçtikten sonra 10 gün süreyle işe, okula veya toplu kişilerin toplu halde bulunduğu alanlara gitmememeleri, ev dışı faaliyetlerini kısıtlamaları önerilmektedir. Hasta ile aynı evde yaşayan kişiler bu 10 günlük süre içinde el yıkama başta olmak üzere infeksiyon kontrol önlemlerine uymaları gerekmektedir. SARS’lı her hastanın ev içinde veya diğer kişilerle yakın teması halinde bir maske takması, eğer takamıyorsa diğer kişilerin maske takması gereklidir. SARS’lı hastaların her hangi bir vücut sıvısına temas halinde mutlaka atılabilir eldiven kullanılması gereklidir. Temas sonrası eldiven derhal çıkartılmalı ve eller yıkanmalıdır. SARS hastalarının kullandığı yemek gereçleri, havlu ve yatak çarşafı gibi eşyalar başkaları tarafından kesinlikle kullanılmamalıdır. Ancak sıcak su sabunla yıkandıktan sonra bu gereçlerin başkları tarafından kullanılmasının sakıncalı olmadığı belirtilmektedir.

Ev içinde yüzey temizliğinde kullanılan temizleyiciler ortam temizliği için yeterlidir. Ancak bu temizliğin sık sık yapılması gerektiği bilinmelidir.

SARS’lı hastayla aynı evde yaşayan kişilerin SARS semptomları geliştirmedikleri sürece ev dışı faaliyetlerini kısıtlamalarına gerek yoktur.

SARS için bir tedavi yöntemi var mıdır?
Kanada ve Hong Kong’tan bildirilen olgu raporlarında hastaların büyük çoğunluğunun empirik olarak oral oseltamivir, geniş spektrumlu antibiyotikler (amoksisiln/klavulanat, seftriakson, sefepim’den biri ile kombine halde klaritromisin veya azitromisin), kortikosteroid ve intravenöz ribavirin aldığı belirtilmektedir. Ancak etkenin bilinmediği böyle bir durumda empirik ilaç tedavisinin etkinliği konusunda yorumda bulunmak mümkün değildir. ARDS geliştiren hastalarda mekanik ventilasyon kullanılmakta ve diğer destek tedavileri uygulanmaktadır

| 0 yorum ]


Merkezi sinir sistemini ağır şekilde etkisi altında tutan, insanlara, hayvanlardan geçen bir hastalıktır. Günümüzde bile ölümlere sebep olmaktadır. Etkeni, “Rhabdovirus” lar grubundan olan bir RNA’ lı virüstür. Bu virüs, kuduz hayvanların salyasında bulunur ve genellikle ısırılma suretiyle bulaşır. Virüs, diğer memeli hayvanlara vampir yarasadan geçmiştir.

Hastalığın kuluçka süresi, 8 yıldan 2 yıla kadar değişebilir. Fakat ortalama 40 gündür. Bu esnada, kuduz aşısı veya anti serumu yapılırsa, hastalık belirti vermeden önlenebilir. Klinik belirtiler ortaya çıktıktan sonra aşıdan fayda beklenemez.

HASTALIĞIN GELİŞİMİ VE SEBEBİ:
* İlk olay, virüsün deriden veya mukozlardan vücuda girmesidir. Burada çoğalır ve sinir uçlarından içeri girip, sinir yolunu takip ederek merkezi sinir sistemine ulaşır. Fakat hastalığın yayılmasında bunun pek bir önemi yoktur.
Beyinde hemen sadece gri cevherde çoğalan virüs yeniden otonom sinirler yolu
ile tükürük bezleri,böbrek,böbrek üstü bezi,akciğer,karaciğer,deri ve kalp gibi
organlara ulaşır. Virüsün tükürük bezine ulaşması hastalığın salya ile bulaşmasına
neden olur.

HASTALIĞIN BELİRTİLERİ:
* Kuduz bir hayvan tarafından ısırılıp tedavi edilmeyen bir insanda ilk belirtiler kuluçka devri bittikten sonra bir ila dört gün sürebilir.
* Bu belirtiler; ateş, baş ağrısı, kaşıntı, halsizlik, bir takım ağrılar, kusma, öksürük, içine kapanma, korku, çeşitli yüz mimiklerinde değişme, hırçınlaşma.... gibi belirtilerdir.
* Daha sonra huzursuzluk, beş duyuya ait hayaller, kavgacılık, hava akımından, parlak ışıktan, sudan ve görmekten korkma gibi belirtiler gelişir.
* Sudan korkmanın sebebi; yutkunma kaslarının ağrı vermesidir.
* Salyasını yutamayan hastanın ağzı köpürür ve sonuçta felçten ölür.

HASTALIKTAN KORUNMA YOLLARI :
* Esas korunma; bulaştırmada en önemli rolü oynayan başı boş köpeklerin, ortadan kaldırılmasıdır.
* Ev hayvanları, kuduz virüsü ile karşılaşma riski yüksek olan veterinerler, mağaracılar ve hayvan bakıcıları, önceden aşılanmalıdır.
* Şüpheli ısırıklarda yara, bol su ve sabunla yıkanmalıdır.

HASTALIĞIN TEDAVİSİ :
Tedavinin üç ana prensibi vardır:
1. YARA TEDAVİSİ : Kuduz şüphesi olan hayvan tarafından ısırılan yer,
hemen ilk fırsatta bol su ve sabunla veya tentürdiyot gibi alkollü dezenfektenlerle
yıkanmalıdır. Ayrıca tetanoz aşısı olunmalı veya tetanoz için antibiyotikler alınmaya başlanmalıdır.
2. PASİF BAĞIŞIKLANMA : Kuduz antiserumları ile yapılır.
3. AKTİF BAĞIŞIKLAMA : Ölü kuduz virüsü aşıları ile yapılır.

MENENJ İT

* Beyin zarlarının iltihabıyla oluşan bir hastalıktır. Kafatası zedelenmeleri
veya orta kulak hastalığı sonucu beyin iltihaplanabilir. Kanla gelen mikroplarda özel-likle küçük çocuklarda menenjit yapabilir.
* Menenjite mikroorganizmalar yol açmaktadır. En sık rastlanan mikrop menen-
gokok ismi verilen kahve tanesini andıran bir çift mikroptur.

HASTALIĞIN GELİŞİMİ VE SEBEBİ:
* İnsanların çoğunda menengokoklar sadece boğazda bulunur. Fakat kişinin
rutubet ve soğuğa veya fazla miktarda mikrop istilasına maruz kalması sonucu bu
mikroplar kan dolaşımına geçerler.

HASTALIĞIN BELİRTİLERİ:
* Kuluçka devri 1 – 5 gündür ve belirtileri ani başlar.
* Ateş yükselir, çocuklar havale geçirebilir, deri döküntüsü görülebilir.
* Çok şiddetli baş ağrısı, fışkırır tarzda kusma vardır, hasta ışığa bakamaz
genellikle bacaklarını ve omurgasını gergin tutarak bir yanına yatar.
* Ense sertliği vardır ve hasta boynunu öne eğemez.
* Sırt üstü yatan hastanın bir bacağı karnının üstüne gelecek şekilde bükül-
dükten sonra bacağı dizden açmaya çalışmasıyla çok şiddetli ağrı hisseder. * Hastanın komaya girmesi durumun kötüye gitmesine işarettir. * Kesin teşhis hastanın belinden su alınıp mikroskopta incelemek ve biyokim-
yasal araştırmalar yapmakla konulur.

HASTALIĞIN TEDAVİSİ:
* Belden alınan sıvıdaki mikroplara uygun olan antibiyotik tespit edilinceye
kadar yüksek dozda penisilin ile tedaviye başlanır.
* Daha sonra uygun olan antibiyotik ile tedaviye devam edilir.
* Bu tedavi hastahanede yapılmalıdır.
* Tedavinin yapılmaması, geciktirilmesi veya yanlış olarak uygulanması
neticesinde şayet hasta ölmez ise istenmeyen bazı sakatlıklar kalır.(Körlük,sağırlık
ve zeka geriliği gibi...)
PARKİ NSON

* Beynin alt kısımlarındaki gri cevher çekirdeklerinin bozukluğuna bağlı bir
sinir sistemi hastalığıdır. Genellikle orta yaş hastalığıdır. Adını, “Titremeli Felç” ola-
rak niteleyen James Parkinson’ dan almıştır.
* Binde bir sıklıkla görülen, müzmin, ilerleyici, tedavisiz iyileşmeyen bir has-
talıktır.

HASTALIĞIN SEBEBİ :
* Temel bozukluk, koordineli hareketleri düzenleyen beyin bölümlerindedir.
* Bu bozukluğu yapan sebep tam bilinmiyorsa; “ Hiyopotil Parkinson ”, se-
bebin belli olduğu durumlarda ise; “ Parkinsonien Sendramlar ” adı verilir.
Bunlar :
1. Geçirilmiş beyin enfeksiyonları,
2. Bazı ilaçlar,
3. Ailevi sebepler,
4. Travma,
5. Zehirlenmeler,
6. Tümörler,
7. Kandaki kırmızı hücrelerin aşırı çoğalması.... gibi durumlardır.

HASTALIĞIN GELİŞİMİ VE BELİRTİLERİ :
* Hastalığın temel belirtileri, titreme, sertlik ve hareketlerin yavaşlamasıdır.
* Titreme ilk ortaya çıkanı olup, başlangıçta tek eldedir. Daha sonra aynı ta-
rafın bacağına veya karşı ele geçebilir. Sıklıkla, hastalıktan vücudun bir yarısı baskın
olarak etkilenir.
* Titreme dinlenirken olup, uyurken kaybolur. Sinirlilik veya yorgunluk, titre-meyi arttırabilir.
* Sertlik veya katılık, boyun kaslarında başlar ve başın gövdeden önde tutulmasına sebep olur.
* Hasta hantallaşır, saatlerce oturur. Hızlı ve küçük adımlarla sendeleyerek yürür.
Monoton bir konuşması vardır.
* Yüzdeki mimik ve jestler silinir, yüz anlamsız bir hal alır.
* Hastada bunama görülür.
* Hastada dakikalarca hatta saatlerce göz kayması meydana gelir ve çok rahat-sızlık verir.

HASTALIĞIN TEDAVİSİ :
Tedavi üç grupta planlanabilir:
1. Hastayı, faydalı aktiviteler ve zihni faaliyetlerle, içe kapanık ve cemiyetten ayrı ol-
maktan korumaktır.
2. Bu tedavi cerrahi olup, hastanın ızdırabını azaltmak için kullanılır. Hasta bölgenin
elektrik veya alkolle tahribinden ibarettir. Cerrahi tedavilerde titreme düzelir fakat kasılmalarda gözle görülür bir değişiklik olmaz.
3. Bugün Parkinson’ un esas tedavisi olarak ele alınan, ilaç tedavisidir.

GUATR


* Genel olarak tiroit bezinin, iltihabı olmayan, normal fonksiyonlu ve habis olmayan büyümeleri kastedilmektedir.
* Bu tarif yurdumuzda, “ Basit Guatr ” olarak nitelendirilmektedir. Fakat bunun böyle nitelendirilmesi pek te doğru değildir. Çünki bu isim, hekimleri ya-
nıltabilmektedir. Böyle küçümsenen bu hastalık, ilaçla tedavi edilmesi mümkün iken, cerrahi müdahalelerle tedavi edilmek zorunda bırakılmaktadır. Böyle olunca da, zehirli guatr’a ( hipertiroid ) dönüşebilmektedir.
* Guatr bir bölge halkında yaygın olarak bulunursa ; Endemik, tek tük olursa
sparadik guatr’ dan bahsedilir. Bunun en güzel örneği; Kastamonu çevresidir.

HASTALIĞIN GELİŞİMİ VE SEBEBİ :
* Tiroit bezinde, tiroit hormonunun yapımı çeşitli sebeplere bağlı olarak azalırsa, beyinde yer alan hipofiz bezinin tirioidi artar ve bu hormon tirioit bezini büyüterek neticede guatr’ ı meydana getirir.
* Guatr’ ın meydana gelmesinde en önemli sebep, iyot yetersizliğidir.
* En çok denizde uzak ve dağlık yerlerde olacağı gibi, genetik olarak ta bu hastalığa rastlamak mümkündür.
* Yurdumuzda 4 milyon kadar endemik guatr hastası vardır. Endemik guatr iki şekilde görülür; diffüz (yaygın) ve nodüler ( yumrulu ) guatr. Nodüler guatr ol-
dukça mühimdir. Çünki bunların kanser olma ihtimalleri, zehirli guatr haline dönüşme gibi tehlikeleri vardır.

HASTALIĞIN BELİRTİLERİ :
* Boynun genişlemesi veya boyunda bir kitlenin hissedilmesi.
* Yutkunmada ve nefes almada zorluk çekilmesi, ses kısıklığı.
* Nadir olarak kanama, başlıca belirtileri arasındadır.

HASTALIĞIN TEDAVİSİ :
1. Diffüz guatr : Hastaya ağız yoluyla belirli dozlarda tirioit hormonu verilerek, tirioit bezinin büyümesine sebep olan durumu gidermek amaçlanır. İlaç tedavisinin
cevap vermediği durumlarda ameliyat gereklidir.
2. Nodüler guatr : Hem tehlike potansiyellerinin yüksek oluşu hem de ilaç tedavisine pek iyi cevap vermediklerinden, bunların tedavisi esas itibariyle cerrahidir.

AIDS


HASTALIĞIN OLUŞU VE SEBEBİ :
* Başlangıçta çağımızın vebası olarak bilinen bu hastalık, önce homoseksüel ve uyuşturucu kullananlarda görülmüş, daha sonra kan nakli yapılan 68 yaşındaki bir kadında görülmesiyle AIDS’ in herkeste olabileceği ortaya çıkmıştır.
* Batı ülkelerinde önemli bir sağlık sorunu olan ve hızla yayılan bu hastalık, yurdumuzda da tehlikeli boyutlara doğru yavaş yavaş tırmanmaktadır.
Hastalıktan korunma önlemlerinin alınması ve hastalık ile mücadele edilmesi önemli sağlık politikalarımızdan birisidir.

HASTALIĞIN SEBEBİ :
* “Kazanılmış Bağışıklık Yetersizliği Hastalığı” anlamına gelen kelime-lerinin baş harflerinden oluşan HIV virüsünün bulaşmasıyla meydana gelir.
Afrika’da bu virüsü taşıyan bir maymun türünden dünyaya yayıldığı bilinmektedir.

HASTALIĞIN BELİRTİLERİ :
• Nedeni bilinmeyen ateş, gece terlemeleri.
• Kısa sürede kilo kaybı, kuvvetsizlik, halsizlik.
• Kuru ve devamlı öksürük.
• Özellikle ağızdaki mantar enfeksiyonu.
• Deri döküntüleri, morumsu veya renksiz lekeler.
• Bağırsak bozuklukları.
• Menenjit.
• Düşünmede durgunluğun olması..... AIDS’ in başlıca belirtileridir.

HASTALIĞIN BULAŞMA YOLLARI :
• Cinsel ilişki ile.
• Aids’ bir kanın, başka bir hastaya nakledilmesiyle.
• Berber makasları, ustura, tırnak makası, saç fırçasıyla.
• Uyuşturucu kullananların aynı enjektörü kullanmaları ile.
Özetle AIDS, kan ve cinsel ilişki ile bulaşan bir hastalıktır. Şu ana kadar
Aids’ in, öksürük, öpücük, yemek kapları, el sıkışma ve giysilerle bulaştığı tespit edilememiştir.

HASTALIKTAN KORUNMA YOLLARI :
• Yabancılarla cinsel ilişkiye girmemek.
• Kan almada veya vermede kan testini yaptırmak.
• Yurt dışından yeni gelmiş ve uzun süre geldikleri ülkelerde kalmış olanları,
Aids taramasından geçirmek.
• Fuhuş yuvalarını kapatmak, gizli olanları da takibe almak.
• Kullanılan enjektörleri mutlaka bir kez kullanıp atmak ( disposıbıl ).
• Halka tek eşliliğin faydaları anlatılmalı.
• Uyuşturucu maddelerle ilgili, gençlere dini ve tıbbi eğitimler verilmelidir.

HASTALIĞIN TEDAVİSİ :
Tedavisi henüz bulunamayan fakat insanların halen pek ciddiye almadıkları bu hastalığın sonu ÖLÜMDÜR.


SARA


* Genellikle şuur kaybı ile birlikte olan ve nöbetlerle giden bir sinir sistemi hastalığıdır. Bir sara nöbeti, beyin fonksiyonunda kısa süreli bir bozukluk olarak tarif edilebilir.

HASTALIĞIN SEBEBİ :
* Sara’ nın bir kısmının sebebi bilinmez. Bunlar bilhassa çocuklukta başlar. Bi-
linen sebeplerinden bazıları; Kafa yaralanmaları, beyin tümörleri, beyin damar hasta-
lıkları, kan şekeri azlığı, kanda üre artışı, kalp sektesi, bazı ilaçlar ve alkol...dür.

HASTALIĞIN GELİŞİMİ VE BELİRTİLERİ :
• İlk safhada hasta kaşıntı, koku, mide ağrısı gibi hisler duyar.
• Hasta şuurunu kaybeder, ayakta ise düşer
• Hastanın bütün kasları aynı anda kasılır, sonra ise hem gevşer hem kasılır.
• Daha sonra hasta derin bir uykuya dalar.
• Çeşitli şuur kayıpları, hastalığın belirtileri arasındadır.

HASTALIĞIN TEDAVİSİ :
Tedavi; sosyal, psikolojik ve ilaçlarla yapılır.
• Çocuksa, okula devam etmelidir.
• Yetişkinler, ağır işlerde çalışmaktan kaçınmalıdır.
• Nöbeti teşvik eden faktörlere dikkat edilmelidir.
• Nöbet esnasında hastanın etrafında ateşli, sivri, keskin ve sert cisimlerin bulundurulmamasına özen gösterilmelidir.
Bunların dışında sara, ilaçlarla tedavi edilmeye çalışılmaktadır.