-

| 0 yorum ]

1. Etkinlik

a. Metnin olay örgüsünü sırasıyla aşağıya yazınız.

Ay-Toldı’nın Kül-Toğdı’nın şöhretini işitmesi

Ay-Toldı’nın Kül-Toğdı’nın hizmetine girmeyi istemesi

Ay-Toldı’nın Kül-Toğdı’nın yanına giderken hazırlık yapması

Ay-Toldı’nın hazırlanıp Kül-Toğdı’nın şehrine gitmesi

Ay-Toldı’nın Hükamdarın şehrine varması

Ay-Toldı’nın bir imarethaneye gitmesi

Ay-Toldı’nın eş dost edinmesi

Ay-Toldı’nın Küsemiş ile dostluk kurması

Kesemiş’in Has Hâcip’e gitmesi ve Ay-Toldı’yı anlatması

Hükümdarın Ay-Toldı’yı huzuruna ve hizmetine kabul etmesi

b. Olay örgüsü çevresinde düşüncelerin nasıl ifade edildiğini açıklayınız.

Olay örgüsü çevresinde düşünceler şahısların karşılıklı konuşması şeklinde ifade edilmiştir.

2. Etkinlik

a. Kutadgu Bilig'de kullanılan Hakaniye Türkçesiyle günümüz Türkiye Türkçesinde kullanılan birçok sözcük aynıdır. Ancak bazı sözcükler ses değişikliğine uğrayarak kullanılmaktadır.

"Bilig, til, bol, anıng, togdı, sözlerse, atı" sözcüklerinde meydana gelen ses değişikliklerini dikkate alarak bu sözcükleri aşağıda günümüz Türkçesiyle verilen sözcüklerin karşısına yazınız.




Söylese
-------------------------------------- sözlerse
Dil
-------------------------------------- til
Bilgi
-------------------------------------- bilig
Doğdu
-------------------------------------- togdı
Ol
-------------------------------------- bol
Adı
-------------------------------------- atı
Onun
-------------------------------------- anıng



b. Araştırmalarınızdan hareketle Hakaniye Lehçesi ve Karahanlı Türkçesinin özelliklerini ve kullanım alanlarını örnek vererek açıklayınız.

3. Etkinlik

a. Kutadgu Bilig'in yazılış amacı ne olabilir? Düşüncelerinizi okuduğunuz metni de dikkate alarak yazınız.

Kitabı yazmasının amacı: okuyana yol göstermesi ve her iki dünyayada da insanı mutlu etmesidir. Yusuf Has Hâcib, kendi devrindeki ideal bir insanda bulunması gereken vasıflar üzerinde durur. Bu insan bütün kötü vasıflardan arınmış ve iyi huylarla bezenmiş bir insandır. Allah’a sıkı sıkı­ya bağlı, takva sahibi bir mü'mindir. Zamanının bütün ilim ve hünerlerini öğrenmiş bir âlim ve hâkimdir. Bütün alfabeleri ve dilleri bildiği gibi şiir, edebiyat, matematik tıb, vb ilimlere vâ­kıf; okçuluk, avcılık, satranç vb. hünerlere sahip­tir. Adaletten ve doğruluktan şaşmaz; ağır başlı ve alçak gönüllüdür. Hırsızlık yapmaz, yalan söy­lemez, içki içmez, dedikodu etmez. Son derece cö­mert ve iyilikseverdir. Etrafındaki insanlara mer­hametli ve insaflı davranır. Âdet ve geleneklere, görgü kurallarına uygun hareket eder.

b. Kutadgu Bilig'de olay, kişi, mekân ve düşünceler birbirinden bağımsız mı yoksa bir düzen içinde mi idealize edilmiştir? Düşüncelerinizi belirtiniz.

Kutadgu Bilig'de olay, kişi, mekân ve düşünceler birbirinden bağımsız olarak verilmemiş bunlar bir plan dâhilinde esere yerleştirilmiştir. Eserdeki kişiler idealize edilmiş tiplerdir. Bu kişilerin temsil ettiği kavramlar İslam dinin en çok üzerinde durduğu kavramlardır. Bu nedenle sanatçı kahramanları idealize tipler haline getirmiştir.

4. Etkinlik

a. Aşağıdaki metni inceleyiniz. İncelediğiniz metnin sanat metni ve öğretici metin olarak kesin
çizgilerle ayrılıp ayrılmadığını gösteriniz.

Aşağıdaki metin sanat metnidir. Ama didaktiklik yönü ağır basmaktadır. Metin insanı düşünmeye sevk etmektedir. Sanat metinlerinin amacı duygulandırmak, hissettirmek, sezdirmek ve düşündürmektir.

Parlak Bahar Mevsimini ve Büyük Buğra Han'ın Medhini Söyler

Şarktan bahar rüzgârı eserek geldi; dünyayı süslemek için, cennet yolunu açtı. Kâfûr gitti, kara toprak misk ile doldu; dünya kendisini süsleyerek bezenmek istiyor. Bahar rüzgârı eziyetli kışı sürüp götürdü; parlak yaz tekrar saadet yayını kurdu. Kurumuş ağaçlar yeşiller giyindi; tabiat mor, al, yeşil ve kızıl renkler ile süslendi.

Büyük Tavgaç Buğra Han dünyaya hâkim oldu; adı kutlu olsun, Tanrı onu her iki cihanda aziz etsin. Tanrı bütün dileklerini verdi; bundan sonra da Tanrı dâimâ sana arka ve destek olsun. Ey dünyanın süsü, ey ululuğun ziyneti, ey saltanatın nuru, ey dönek huylu saadetin bağını elinde tutan. Devran sana memleket ve taht verdi; Tanrı bu taht ile bahtını daim etsin. Hakan tahta oturunca dünya âsâyiş buldu; bundan dolayı dünya ona şâhâne hediyeler gönderdi.
Yusuf Has Hâcip Kutadgu Bilig

b. Metnin edebiyat ve kültür tarihimizdeki yerini tartışınız. Sonuçları sözlü olarak ifade ediniz.

Metin Türk edebiyatında İslamiyet’in etkisinde yazılan ilk eserdir. Bu eserde İslamiyet’in edebî eserlere ilk olarak nasıl yansıdığını görmekteyiz. Daha önce kullanılmayan kelimeleri içinde barındırması, ilk olarak aruz öcüsünün kullanılması, ilk olarak beyit nazım biriminin kullanılması edebiyat tarihimiz açısından Kutadgu Bilig’i önemli bir eser olarak karşımıza çıkmaktadır.

5. Etkinlik

a. Yusuf Has Hâcip'in fikrî ve edebî yönü hakkında çıkarımlarda bulununuz. Çıkarımlarınızı aşağıya maddeler hâlinde yazınız.

Şairin fikrî ve edebî yönü:

1. Yusuf, Balasagun'un asil bir ailesine mensup olup 1019 yılı civarında doğmuştur.

2. Arapçayı ve Farsçayı öğrenmiş, bu dillerin edebiyatlarına, zamanının ilim ve hünerlerine vâ­kıf olmuştur.

3. Balasagun'da değerini gösterme fır­satını bulamayan Yusuf, elli yaşını geçince Kaşgâr'a gelmiş, hükümdara sunduğu ve huzurunda okuduğu Kutadgu Bilig sayesinde "Ulug Has Hâciblik" (Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği) makamına getirilmiştir.

4. Bundan sonraki ömrünü devlet hizmetinde geçi­ren Yusuf Has Hâcib uzun bir ömür sürdükten sonra vefat etmiştir. Akıllı; ilim, fazilet ve takva sahibi bir zat olduğu için halk içinde çok itibar ve hürmet görmüştür.

b. Eserle yazar arasında nasıl bir bağ olduğunu anlatınız.
Yazar eserine kendi zihniyetini yansıtır. Biz esere bakarak yazın düşünce dünyasını ortaya çıkarabiliriz. Bu yüzden yazar ile eser arasında sağlam bir bağ vardır. Kutadgu Bilig’in yazarının yaşamı ile eseri arasında da kuvvetli bir bağ vardır. Çok dindar bir insan olan Yusuf Has Hâcip eserine de inandığı dinin özelliklerini aktarmıştır.

| 0 yorum ]


Tarih,insanlığın geçmişini,kültürel,,ekonomik ve sanat alanındaki gelişme ve değişmeleri,yer ve zaman göstererek inceleyen bilim dalıdır;mümkün olduğu kadar belgelere dayanır.

Edebiyat tarihi,aynı incelemeyi edebiyat eserlerini esas alarak yapar.İkisi arasında önemli benzerlikler vardır, ikiside belgelere dayanır.mesela orhun abideleri ve dede korkut hikayeleri,hem edebiyat tarihi hemde tarih bakımından vazgeçilmez belgelerdir.Yunan şairi homerosun yazdığı ilyada ve odyssea,iran destanı şahname,fin destanı kalevala,yazdıkları döneme ışık tutar;aynı zamanda edebiyat eseridir ve bu dillerde yazılmış güzel örneklerdir.seyahatnameler,tezkireler,hatıralar;ed ebiyat tarihinin temel malzemesidir.
Tarihçi ve edebiyat tarihçisi,tarafsızdır,belgelere dayanarak inceleme yapar ve neticeler çıkarır.

| 0 yorum ]


 Türk edebiyatçı, yazar, milletvekili, siyasetçi. Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk dönemlerinde büyükelçilik görevinde de bulunmuştur.
Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet'in ilk yıllarında Meclis'te yaptığı coşkulu konuşmalarıyla tanınan siyaset adamı ve yazar Hamdullah Suphi Tanrıöver, Tanzimat Dönemi bilim ve siyaset adamlarından Abdüllatif Suphi Paşa'nın oğluydu. Orta öğrenimini Mekteb-i Sultani'de (Galatasaray Lisesi) tamamladı ve meslek olarak öğretmenliği seçti. Ayasofya Rüşdiyesi'nde hitabet ve Fransızca, Darülmuallimin'de edebiyat, Darülfünun'da Türk-İslam sanatı dersleri verdi. İlk şiirini amcası Samipaşazade Sezai'nin Paris'te çıkardığı 'Şura-yı Ümmet' gazetesinde yayımladı (1902). 1909'da Fecr-i Ati topluluğuna katıldı. 1911'de bu topluluktan ayrılarak Genç Kalemler çevresinde gelişen Milli Edebiyat Akımı'na bağlandı. 1912'de milliyetçilik akımının İstanbul'daki merkezi olan Türk Ocağı'na girdi ve başkan oldu.
İstanbul'daki işgalci güçlere karşı düzenlenen açık hava toplantılarında, daha sonra TBMM'de ve Kurtuluş Savaşı yıllarında hitabetin etkili örnekleri olarak gösterilen konuşmalar yaptı ve güçlü bir hatip olarak tanındı. Son Osmanlı Meclis-i Mebusanı (1920) Antalya üyesi olarak seçilmiştir. TBMM ilk döneminde Antalya, 1923'te İstanbul milletvekili olarak TBMM'de bulundu. 1920 ve 1925 yıllarında iki kez Milli Eğitim Bakanı oldu. 1927'de yeniden İstanbul milletvekili seçildi ve 1935'te Brüksel Büyükelçiliği'ne atandı. 1943'te İçel ve 1946'da İstanbul milletvekili olarak yeniden Meclis'e girdi. 1950 seçimlerinde Demokrat Parti (DP) listesinden bağımsız Manisa milletvekili, 1954'te yine DP'den İstanbul milletvekili seçildi. 1957'de Hürriyet Partisi adayı olarak katıldığı seçimleri yitirdi ve 1966'da ölümüne kadar Türk Ocakları Merkez Heyeti'nin başkanlığını yürüttü.
Kültür ve siyaset hayatının renkli simalarından ve coşkulu hatiplerinden biri olan Hamdullah Suphi Tanrıöver'in konuşmalarından seçmeler 'Dağ Yolu' (1928-1931), yazıları da 'Günebakan' (1929) isimli kitaplarda toplandı.

| 0 yorum ]


Ekosistemleri oluşturan canlı varlıklar, beslenme ve yaşama şekillerine göre gruplandırılırlar.
a) Beslenme Şekline Göre Canlılar :
Canlılar beslenme şekline göre üreticiler, tüketiciler ve hem üretici hem de tüketiciler olmak üzere 3 grupta incelenirler.


1- Üreticiler (Ototrof Canlılar) :
Kendi besinlerini kendileri üretebilen canlılardır. Üreticiler, fotosentez yoluyla karbondioksit, su, madensel tuzlar ve güneş enerjisini kullanarak oksijen, besin ve kimyasal enerji üretirler. Üretilen kimyasal enerjinin bir kısmını kendi yaşamsal faaliyetleri için kullanırlar, kalan kısmını da protein, karbonhidrat, yağ, vitamin şeklinde bitkinin kök, gövde, yaprak, tohum, meyve gibi kısımlarda ürettikleri besinlerde (besinlerin kimyasal bağlarında) depo ederler. Bitkiler tarafından depo edilen besinler diğer canlıların besin ve enerji ihtiyacının karşılar.
•Yeşil bitkiler, mavi – yeşil algler (su yosunları), öglenalar, bazı bakteriler ototrof canlılardır.

Yeşil bitkiler Öglena Su yosunu Algler

2- Tüketiciler (Heterotrof Canlılar) :
Kendi besinlerini kendileri üretemeyip, dışarıdan hazır olarak aldıkları besinlerle beslenen canlılardır. Tüketiciler, hem üreticilerle hem de diğer tüketicilerle beslenirler.
Tüketiciler, aldıkları besin kaynağına göre otçullar, etçiller ve hem otçul hem de etçiller olarak üç grupta incelenirler.
• Otçullar = 1. Dereceden Tüketiciler :
İhtiyaçları olan besin maddelerini ve enerjiyi üreticilerden yani yeşil bitkilerden karşılayan canlılardır.
•Koyun, keçi, inek, et, eşek, geyik, fil, zürafa, zebra, (maymun), sincap, tavşan.

İmpala Fil Tavşan
• Etçiller = 2. Dereceden Tüketiciler :
İhtiyaçları olan besin maddelerini ve enerjiyi diğer hayvanları (otçul ve diğer etçilleri) yiyerek karşılayan canlılardır.
• Aslan, kaplan, köpek, kurt, tilki, sansar, kartal, şahin, baykuş, atmaca, kertenkele, timsah, köpek balığı, yılan.

Aslan Timsah Kartal
• Hem Etçil Hem de Otçullar (Hepçiller = Omnivorlar) = 2. Dereceden Tüketiciler :
İhtiyaçları olan besin maddelerini ve enerjiyi hem üreticileri yani yeşil bitkileri hem de diğer tüketicileri yani hayvanları yiyerek karşılayan canlılardır.
• İnsan, ayı, maymun, kuşların büyük bir bölümü, kaplumbağa, bazı balıklar, fare, domuz.

Ayı Maymun Kaplumbağa
3- Hem Üretici Hem de Tüketiciler (Hem Ototrof Hem de HeterotrofCanlılar) :
İhtiyaçları olan besinin bir kısmını fotosentez yoluyla kendileri üreten bir kısmını da bazı canlıları yiyerek karşılayan canlılardır. Bu canlılar (protein sentezi için gerekli olan) azot ihtiyacını yakaladığı böcekleri yiyerek karşılarlar. Bataklıkta yaşayan böcekçil bitkiler (sinekkapan ve ibrik otu) bu gruba girerler.

Sinek kapan İbrik otu

NOT : 1-

• 1.Dereceden Tüketiciler = Üreticileri Yiyen Canlılar
Otçullar
• 2.Dereceden Tüketiciler = 1. Dereceden Tüketicileri Yiyen Canlılar
Etçiller
• 3.Dereceden Tüketiciler = 1. ve 2. Dereceden Tüketicileri Yiyen Canlılar
Etçiller – Hem Etçil Hem de Otçullar
b) Yaşama Şekline Göre Canlılar :
Canlılar yaşam şekline göre çürükçül yaşayanlar, parazit yaşayanlar ve ortak yaşayanlar olmak üzere üç grupta incelenirler.

1- Çürükçül Yaşayanlar (Ayrıştırıcılar = Saprofitler) :
İnsan, hayvan, bitki atıkları ile ölmüş insan, hayvan ve bitkileri vücutlarındaki bazı (organik) besinleri salgıladıkları enzimlerle parçalayan canlılardır. Bu canlılar böylece ihtiyacı olan besin ve enerjiyi parçaladığı maddelerden karşılarken atık maddeleri de diğer canlıların kullanabileceği maddeler (inorganik maddeler = mineraller = madensel tuzlar) haline getirip toprağa verirler.
Ayrıştırıcıların en önemli görevidoğadaki madde döngülerinin gerçekleşmesini sağlamaktır.
•Bazı bakteriler, küf mantarları (çürükçül bakteriler).


Bakteri ve Mantarlar

2- Ortak (Birlikte = Simbiyotik) Yaşayanlar :
Farklı türden canlıların yaşamlarını birada sürdürmelerine ortak (birlikte = simbiyoz) yaşama denir. Ortak yaşayan canlılar birbirlerine zarar vermezler.
Ortak yaşama canlıların birbirinden faydalanma şekline göre iki çeşittir.
• Mutualistler :Birlikte yaşayan iki canlıdan her ikisinin de yarar gördüğü yaşama şekline mutualizm, bu şekilde yaşayan canlılara da mutualistler denir.


•Geviş getiren hayvanların (otçulların) sindirim sisteminde bulunan ve selülozun sindirilmesini sağlayan bakteriler.
•İnce bağırsakta yaşayan bakteriler kendileri için uygun yaşama ortamı bulurken B ve K vitaminlerini sentezleyerek üzerinde yaşadığı canlıya fayda sağlarlar.
•Baklagillerin köklerinde yaşayan azot bakterileri bitkinin besiniyle beslenir, bitkiye ise havadan aldığı azotu verir.
•Liken Birliği : Liken birliğini mantarlar (şapkalı) ile mantarların hiflerine tutunarak yaşayan su yosunu (alg) oluşturur. Mantarların kökleri vardır ama besin üretemezler. Su yosununun ise kökleri yoktur ama besin üretebilirler. Mantarların aldığı suyu su yosunu kullanarak besin üretir ve ürettiği bu besini hem kendisi hem de mantarlar kullanır. Ayrıca mantarların solunum sonucu havaya verdiği CO2 gazını da su yosunu kullanır.
• Kommensalistler :Birlikte yaşayan iki canlıdan birinin yarar görüp, diğerinin etkilenmediği yaşama şekline kommensalizm, bu şekilde yaşayan canlılara da kommensalistler denir.
•Köpek balığının karnına tutunan ya da etrafında gezen küçük balıkların (echeneis) köpek balığının parçaladığı canlılardan veya köpek balığının atıklarından faydalanması.

3- Parazit (Asalak) Yaşayanlar (Asalaklar) :
Birlikte yaşayan iki canlıdan birinin yarar, diğerinin zarar gördüğü yaşama şekline parazit yaşama, bu şekilde yaşayan canlılara da parazit yaşayanlar (asalaklar) denir.
Parazit yaşayan canlılar, ihtiyaçları olan besin maddelerini üzerinde yaşadığı canlıdan, canlının sindirilmiş besinlerinden hazır olarak alırlar. Bu nedenle parazit yaşayan canlılar üzerinde canlıya zarar verirler.

Canlı vücudunun içinde yaşayan ve sindirim enzimleri bulunmayan parazitlere iç parazitler (iç asalaklar) denir. Tenya, bağırsak solucanı, mantarlar, amip, sıtma mikrobu ve hastalık yapan bakteriler iç asalaklardır. Bu canlıların üreme sistemleri gelişmiştir.
Canlı vücudunun dışında yaşayan ve sindirim enzimleri bulunan parazitlere dış parazitler (dış asalaklar) denir. Bit, pire, kene, tahtakurusu, sivrisinek, uyuz böceği, çeçe sineği (uyku hastalığı yapar), tatarcık (şark çıbanı yapar) dış asalaklardır. Dış asalaklar üzerinde yaşadığı canlının kanındaki sindirilmiş besinleri kullanırlar.
Dış asalakların sindirim sistemi gelişmiş, iç asalaklarınki gelişmemiştir.

| 0 yorum ]



TÜRKİYE’DE HAYVANCILIK
Geniş anlamda hayvancılık tarımsal etkinlerin bir koludur. Tarımla uğraşan nüfus bir yandan toprağı işleyip çeşitli ürünler elde ederken, diğer yandan da hayvan besler. Tarımın bir kolu olan hayvancılık ; ekonomik değeri olan hayvanların yetiştirilmesi, çeşitli şekillerde yararlanılması ve pazarlanması olayıdır. Kırsal kesimlerde hayvancılık tarımın sigortası durumundadır. İklimdeki karasızlıkların tarımı olumsuz yönde etkilemesinden dolayı. Tarım hayvancılık birbirini destekler. Örnek : Şeker fabrikaları çevresinde besi hayvancılığının gelişmesi. Türkiye hayvan varlığı fazla olan bir ülkedir. Ancak hayvanlarımızın et, süt, yumurta, yapağı verimleri düşüktür.
Hayvancılık,ülkemizde hızlı bir gelişme göstermesine rağmen istenilen düzeye ulaşamamıştır. Çeşitli iklimleri ve geniş meralarıyla Türkiye, hayvancılık açısından önemli bir potansiyele sahiptir. Hayvancılık iki yöntemle yapılmaktadır ;
1) Mera Hayvancılığının Özellikleri :
Yağış ve doğal bitki örtüsünün dağılışı ile hayvan dağılışı arasında bir paralellik vardır. Örneğin çayır alanlarının geniş yer kapladığı alanlarda büyükbaş hayvancılık , bozkırların geniş yer kapladığı yerlerde ise küçükbaş hayvancılık yaygındır. Mera hayvancılığı iklim koşullarına bağlı olduğu için et ve süt verimi yıllara göre değişmektedir. Genel olarak et ve süt verimi düşüktür.Hayvancılık doğal koşullara bağlı değildir. Modern hayvancılık yöntemidir. Ahır adı verilen kapalı mekanlarda yapılır.Verim yüksektir. Marmara bölgesinde yaygındır.Türkiye’de hayvancılık bazı faktörlerin etkisi altındadır. Bunlar şunlardır ;a) Hayvan Soyları İyileştirilmeli (Islah edilmeli)
Yerli ırklar et-süt verimi yüksek olan ırklarla melezleştirilmeli veya iyi cins hayvan ithal ederek sayısını artırmalıyız. İyi cins hayvan yetiştirmek amacıyla Cumhuriyetin ilk yıllarında çalışmalar başlatılmıştır. İyi cins hayvan yetiştiren çiftliklere hara denir.
Örnek : Bursa-Karacabey, Eskişehir-Çifteler. b) Mera Hayvancılığı Yerine Ahır Hayvancılığı Geliştirilmeli
Otlaklarımız tarımda makineleşme ile sürekli olarak daralmaktadır. Ayrıca otlaklarda aşırı otlatma sonucu otlaklar bozulmaktadır. Bu olumsuzluklar sonucunda hayvanlarımız yeterince beslenememektedir. Hayvancılığı geliştirmek için bu olumsuz durumlar önlenmeli.
ç) Yem üretimi artırılmalı.
d) Erken kesim önlenmeli (süt kuzu-süt dana)
e)Salgın hastalıklarla mücadele edilmeli
f) Çiftçi eğitilmeli ve kredi desteği sağlanmalı.
HAYVANCILIĞIMIZIN COĞRAFİ DAĞILIŞI:
BÜYÜKBAŞ HAYVANCILIK: (Sığır, at, eşek, katır, deve)


Mera hayvancılığı otlaklarda yapılan hayvancılık şeklidir. Masrafsızdır. Ancak verim düşüktür. Bundan dolayı yem kullanımı fazla olan , fakat verimi yüksek olan ahır hayvancılığına önem verilmelidir.c) Otlaklar KorunmalıİLKÇAĞ İNEKLERİTürkiye’nin doğal koşulları büyükbaş hayvan yetiştiriciliği için elverişli değildir. Onun için belirli yörelerde sınırlı kalmıştır. Karadeniz Bölgesinin kıyı kesimi ile Doğu Anadolu Bölgesinde Erzurum-Kars Bölümünde gelişmiştir. Karadeniz Bölgesinde gelişmesi yağışların fazla olmasından dolayı çayırların fazla olmasıdır. Erzurum-Kars bölümünde gelişmesi yaz yağışlarıyla oluşan gür ot ve çayırlıklardır.Büyük baş hayvanlar içinde en fazla sığır(inek, öküz ,dana, manda) yetiştiriciliği vardır. Sığırlar içinde de en fazla inek yetiştirilmektedir. Bütün bölgelerimizde inek yetiştiriciliği vardır. İnek yetiştiriciliği ayrıca şeker fabrikaları çevresinde de gelişmiştir. Ş.Pancarı küspesinin hayvan yemi olarak kullanılmasından dolayı.Manda: Akarsu ya da bataklık kenarlarında beslenir. Suyu çok seven bir hayvandır. Sütü yağlı olduğundan kaymak yapımında kullanılır.

foto:hayvan-resimleri.info
Türkiye’de daha çok Karadeniz Bölgesi’nde beslenir. Sayıları gittikçe azalmaktadır. 1994 de 305 bine düşmüştür.
KÜÇÜKBAŞ HAYVANCILIK
Türkiye’nin toprakları ,iklimi,bitki örtüsü ve yer şekilleri kırsal kesimde yaşayanların büyük bir kısmını küçükbaş hayvancılığa yönlendirmiştir. 

tüketimin büyük kentlerde fazla olması ve tavuk etinin kısa sürede bozulmasıdır.
KOYUN Türkiye Dünyanın en çok koyun yetiştiren ülkelerinden biridir. Bozkırların hayvanıdır. Hafif dalgalı düzlüklerde iyi yetişir. Türkiye’nin iklim şartları genelde koyun yetiştiriciliğine elverişlidir. Düşük sıcaklık sebebiyle Doğu Anadolu Bölgesinin doğusunda yetiştiriciliği gelişmemiştir. Ayrıca Doğu Karadeniz Bölümünün kıyı kesiminde yüksek nem ve gür çayırlardan dolayı koyun yetiştirilmez. En fazla koyun yetiştiren bölgemiz İç Anadolu’dur. Bozkırların geniş alan kaplamasından dolayı. Doğu Anadolu Bölgesi (batısı) ve Güney Doğu Anadolu Bölgeleri de koyun yetiştiriciliği gelişmiştir. Kıvırcık: Soğuğa dayanıklı değildir. Et verimi yüksektir. Marmara ve Ege Bölgelerinde yetiştirilir. Dağlıç ve sakız: Ege ve İç Batı Anadolu’da yetiştirilir. Karaman: İç, Doğu ve Güney Doğu Anadolu Bölgelerinde yetiştirilir. Merinos: Güney Marmara Bölümünde yetiştirilir. Merinos yünü için yetiştirilmektedir. Kıl keçisi: Koyuna göre doğal koşullara daha dayanıklıdır. Beslenmesi koyundan daha kolaydır. Dağlık bölgelerin hayvanıdır. Ağaçların filizlerini yemek suretiyle beslenir. Ormanlara zarar verdiği için sayılarının azaltılması yoluna gidilmektedir. En fazla Akdeniz Bölgesi ile Doğu Anadolu Bölgelerinde yetiştirilir. TİFTİK KEÇİSİ (Ankara Keçisi)Tiftiği için yetiştirilmektedir. Yurdumuzda Ankara- Konya çevresi ile Güney Doğu Anadolu Bölgesinde Siirt çevresinde yetiştirilmektedir.
ARICILIK
Bal, bal mumu, polen ,arı sütü elde etmek için arıcılık bütün bölgelerimizde yapılabilmektedir. Balı kokusu ,rengi ve tadı arıların dolaştığı yere ve çiçeklerişn çeşidine göre değişir. En fazla Ege ve Doğu Anadolu Bölgelerinde gelişmiştir.Muğla, Manisa,İzmir, Balıkesir,Çanakkale, Ağrı, Erzurum, Hakkari, Rize (Anzer yöresinin balları çok ünlüdür.) ,Artvin , Ordu önemli bal üretim merkezlerimizdir.
İPEK BÖCEKÇİLİĞİ
İpek böceği yetiştirme ve kozasından ipek elde etme faaliyetidir.Dut yaprağı yemek suretiyle beslenir. En fazla G.Marmara’da gelişmiştir. Bursa, Balıkesir, Bilecik çevresinde çok gelişmiştir. İpekli dokumada ise Bursa-Gemlik-İstanbul gelişmiştir.

| 0 yorum ]

 Manzum hikâyelerdir. 

 Destanlarda olağanüstü olaylar ve olağanüstü özellikte kahramanlar vardır. 

 Destanlar anonim ve sözlü edebiyat ürünleridir. 

 Ağızdan ağıza dolaşmak suretiyle oluşmuşlardır. 

 Destanlarda anlatılan olayların geçtiği yer ve zaman bilinmez.

 Kahramanlar lider ve kurtarıcı rolündedir.

| 0 yorum ]


Düzeltme, düzenleme, düzen verme…anlamlarına gelen tanzim etme var olanın gereksinimlere göre yeniden düzenlenmesidir.Kökten değişim ise yüzeyde değil derinlemesine yapılan değişimdir.Örneğin eski bir konağı restore edip ihtiyaca uygun şekilde eklentiler yapmak tanzim etmek, konağı yıkıp yerine yepyeni bir bina yapmak kökten bir değişimdir.